Sınıf öğretmenimiz, Monsieur Ferraris, tüm sınıfa “Kim büyümek ve 18 yaşına gelmek istiyor?” diye sorduğunda, parmaklar heyecanla havaya kalktı. Sonra biraz espriyle “Kim büyümek istemiyor?” diye ekledi ve havada sadece bir parmak sallandı; elbette benim parmağım.
O zamanlar L’abeille adlı ilk okulun 2. sınıfında okuyordum. Sekiz yaşındaydım ve bu da bütün sınıftan bir yaş büyük olduğum anlama geliyordu. Meraklı ve şaşkın tüm gözler bana ve kaldırdığım parmağa döndü. Monsieur Ferraris başını gülümseyerek sağ sola salladı ve konuya devam etti. Bana neden büyümek istemediğimi sormadı bile çünkü vereceğim cevaptan çekiniyordu. Muhtemelen bu cevap o günün konusunu farklı bir yere çekerdi ve ayrıca da birçok kişi için anlaşılmaz olurdu.
Bütün sınıf arkadaşlarımın sırayla söz alıp evlenmek, araba kullanmak, pilot olmak gibi nedenlerden hızlıca 18 yaşına gelmek istediklerini sırayla anlattılar; Tabii ben hariç. Monsieur Ferraris beni kaldırsaydı ona derdim ki “büyümeye hiç acelem yok çünkü ister istemez bir gün 18 yaşında olacağım, niye kendime onu hedef koyayım? Benim için asıl mesele kalan 11 seneyi nasıl dolduracağım”. Yani hedeflerimi belirlemiştim; bir Donald Duck çizgi romanı okuyacak, futbol takımına girecek ve önümüzdeki yaz her gün denize gidecektim. Bir çocuk için yeterince kısa ve net hedeflerdi.
Açıkçası o yaşlarda bile zoraki hedeflerin peşinde değildim ve ne büyüyüp ne de küçülmek de istiyordum. Sekiz yaşındaydım ve yaşımı yaşamak istiyordum.
Bugün “Kim küçüklüğünü yeniden yaşamak ister?” diye sorulursa ben yine de parmağımı kaldırmam. O kadar yılın kazanımlarını, üzüntülerini ve özellikle o kadar bedel ödedikten sonra sil baştan yaşamak niye olsun ki? Ben yine aynı ben olacağım. Şimdi motor üstünde Türkiye’yi dolaşmak, mümkün olduğu kadar kitap okumak, yazılar yazmak ve bir gün doğacak torunlarımı beklemek istiyorum. Tanıdığım üç beş adamı değiştirmek, kaybettiğim dostlarımla artık vedalaşmak, özel anlar ve anılarımın üstüne yenilerini eklemek istiyorum. Sevgilerimin veya eski eşimin bana ilk sarılışı, çocuklarımın ilk kokuları bir ömre bedelken, kendime paralel bir evren yaratmaya ne gerek var?
Yaşam kümülatif bir süreçtir. Bu süreçte yaşadıklarımızın manevi yükü yerinde ve zamanında ağırdır dolasıyla ileri geri yapmaya gerek yoktur.lduracağım”. Yani hedeflerimi belirlemiştim; bir Donald Duck çizgi romanı okuyacak, futbol takımına girecek ve önümüzdeki yaz her gün denize gidecektim. Bir çocuk için yeterince kısa ve net hedeflerdi.
Açıkçası o yaşlarda bile zoraki hedeflerin peşinde değildim ve ne büyüyüp ne de küçülmek de istiyordum. Sekiz yaşındaydım ve yaşımı yaşamak istiyordum.
Bugün “Kim küçüklüğünü yeniden yaşamak ister?” diye sorulursa ben yine de parmağımı kaldırmam. O kadar yılın kazanımlarını, üzüntülerini ve özellikle o kadar bedel ödedikten sonra sil baştan yaşamak niye olsun ki? Ben yine aynı ben olacağım. Şimdi motor üstünde Türkiye’yi dolaşmak, mümkün olduğu kadar kitap okumak, yazılar yazmak ve bir gün doğacak torunlarımı beklemek istiyorum. Tanıdığım üç beş adamı değiştirmek, kaybettiğim dostlarımla artık vedalaşmak, özel anlar ve anılarımın üstüne yenilerini eklemek istiyorum. Sevgilerimin veya eski eşimin bana ilk sarılışı, çocuklarımın ilk kokuları bir ömre bedelken, kendime paralel bir evren yaratmaya ne gerek var?
Yaşam kümülatif bir süreçtir. Bu süreçte yaşadıklarımızın manevi yükü yerinde ve zamanında ağırdır dolasıyla ileri geri yapmaya gerek yoktur.
Sevgili Alptekin, baban için üzüldüm. İyilikler dilerim. Aklımda iyi bir adam olarak kaldın. Arkadaşımız Orkun’dan da hep böyle duydum. İyi adamlığına, güzel ve temiz duygularını katarak ortaya koyduğun metinler senden gayri bir koku içermiyor. Güzellikler seninle ve sevenlerinle olsun.
BeğenLiked by 1 kişi
Sevgili Güray. Güzel sözlerin için teşekkür ederim. Hep iyi kal.
BeğenBeğen