12. Bölüm: DEĞER SOKAKLARI

Heyecanlıydı. Bu duygusal hali birkaç saat önce sabah spor salonuna giderken başlamıştı. Bugün belki onu orada görecekti! Bundan da çok emin değildi. Sonra saat 10’da bir aile buluşması vardı. Yetişebilmesi için antrenmana erken başlaması gerekiyordu. Antrenmanını bitirip duşunu aldıktan sonra Katibim adlı mekâna doğru hızlı adımlarla yürüyordu. Mekânın girişindeki ve merdiven başındaki görevliler sanki gelişini“12. Bölüm: DEĞER SOKAKLARI” yazısının devamını oku

11. Bölüm: SADAKAT CADDESİ

Marmaray Bostancı İstasyonu’na vardığında, bu sefer alışık olduğu üzere Bostancı-Parseller metro hattına doğru yürümek yerine durdu. Evet, bugün ofise gitmeyecekti. İstasyon alt geçidinden çıktığında gözleri, nostaljiyle yıllar önce sürekli uğradığı büfeyi aradı. Elbette yıllardır artık orada yoktu. Tıka basa doyana kadar yediği midye dolmaları da yoktu. Midye sepetinin önünde adam, bir elinde limon, bir elinde“11. Bölüm: SADAKAT CADDESİ” yazısının devamını oku

5. Bölüm : SEVGİ FISILTILARI

Fıstıkağacı durağında otobüs bekliyordu. Aslında, bu pazar günü dışarı çıkmak istemiyordu. Ama dün akşam bir aydınlanma yaşamıştı ve bunu da kendisiyle tartışması gerekiyordu. Üsküdar bunun için ona uygun gelmedi. Her gün mekânlara değil, hava ve ortam değişikliğine ihtiyacı vardı. Sabah hızlı bir kahvaltının ardından Üsküdar’ın zıt kardeşi saydığı Kadıköy’e gitmeye karar verdi. O gün, bir“5. Bölüm : SEVGİ FISILTILARI” yazısının devamını oku

10. Bölüm: İNSANLIK DURAĞI

Mini taburede oturmuş, son haşlanmış tavuk parçasını yiyordu. Bu onun öğle rutiniydi. Her akşam ertesi günü için üşenmeden bir tavuk göğsü haşlar veya yağsız bir tavada etini pişirirdi. Uygun bir kaba onları yerleştirir, diğer bir kaba salata koyardı. Bugün hazırladıklarını ofiste değil, arkadaşı Fatih’in çay ocağında yiyordu. Noterde bazı belgeleri onaylatması gerekiyordu. Ofise gidip tekrar“10. Bölüm: İNSANLIK DURAĞI” yazısının devamını oku

9. Bölüm: LİMAN HAYALLERİ

Üzerinde dar bir kot pantolon, siyah bir tişört ve yine siyah bir deri ceket vardı. İki kişilik masada tek başına oturuyordu. Çayını yudumlarken bir yandan da Machiavelli’nin Fransızca basımı Prens kitabına göz gezdiriyordu. Onu ortaokuldayken okumuştu, yeniden okumak kaybolan bir adayı tekrar bulmak gibiydi. Ortasına gelmişti. Sayfayı çevirdi, çayından bir yudum daha aldı ve cep“9. Bölüm: LİMAN HAYALLERİ” yazısının devamını oku

8. Bölüm: SPOR DURAĞI

8. Bölüm: Spor Durağı Saat 08:05 olmuştu. Arkadaşı Onur ile omuz antrenmanını bitirmiş ve tek başına yürüyüş bandına geçmişti. Mutluydu. Sağ omuzunda biraz güçsüzlük vardı ama geçen haftaya göre bir iyileşme söz konusuydu. Bunun için Onur’a çok minnettardı. Onun oluşturduğu ve beraber takip ettiği program, omuz sakatlığını düzeltiyor gibiydi. Ekrandan yürüyüş süresini yirmi dakikaya ayarladı.“8. Bölüm: SPOR DURAĞI” yazısının devamını oku

Bölüm 7: PUSU DURAĞI

Dudullu’dan bindiği metro Bağlarbaşı istasyonundan hareket etti. Az sonra Fıstıkağacı durağında inecekti. Bu nedenle önünde boşalan yere oturmayıp ayakta kalmayı tercih etti. Eve hemen gidip gitmemeyi düşünürken bulunduğu vagonun bir gerisinde bir kadın çığlığı duydu. İnsanlar kendisine doğru yürürken, o karmaşaya doğru yürüdü. Oturanlar da panikle kalkınca insan engelleri arasında rahat geçebilmek için omuzlarına asılı“Bölüm 7: PUSU DURAĞI” yazısının devamını oku

Bölüm 6: 15 DAKİKALIK ÖMÜR

Harem’den Üsküdar Meydanı arası dönüş yolunun yarısını geçmişti. Sahilde yürüyenlerin arasından zikzaklar çizerek ilerlemeye çalışıyordu. Aslında niyeti koşmak, biraz kardiyo yapmaktı. Ama kol kola yürüyen çiftler ve çocuklu aileler sahil yolunu adeta bir duvar gibi kapatmıştı. Özellikle sağa sola karşısına çıkabilecek bir çocuğa her an çarpmak ihtimali de vardı. Bu nedenle hızlı ve keyifli bir“Bölüm 6: 15 DAKİKALIK ÖMÜR” yazısının devamını oku

Bölüm 4: KALBİN ELLERİ

Akşam yemeğinden sonra evden sessizce ayrıldı. Apartmanın kapısından adımını atar atmaz kendini sokağın yokuşuna bıraktı. Üsküdar’ın birçok sokağı yokuştur. Evden her çıkış onun için bir nefesti ve her adımı da bir zikirdi sanki. Çarşıya gidiyordu. Önce, şehir gürültüsüne rağmen çok sessiz olan Bülbülderesi Mezarlığı’nı, diğer adıyla Selanikliler Mezarlığı’nı selamladı. Sonra ana caddeye geçmeden, ona paralel“Bölüm 4: KALBİN ELLERİ” yazısının devamını oku

Bölüm 3: HAYAT PERONLARI

Marmaray istasyonunun yürüyen merdiven hizasındaki peronda bekliyordu. Orada durmayı severdi; insanlar yönünü sorar, Gebze’ye mi gittiğini öğrenmek isterdi. Solunda iki ergen şakalaşıyordu. Kardeş oldukları belliydi; büyüğü küçüğünü sırıtarak kızdırıyordu, o ise gülümseyerek karşılık veriyordu. Bakışlarını onlardan ayıramadı. İki çocuğunu birkaç aydır görmüyordu ve çok özlemişti. Çocuklara bakarken birden geçmişin acısı gözlerine doldu. Bakışlarını hemen başka“Bölüm 3: HAYAT PERONLARI” yazısının devamını oku