DAĞDA PUSU (4)

Bölüm 4: Traktör

Terörist, yaşadığı şaşkınlığı atlatmaya çalışıyordu. Artık hiçbir talepte bulunmuyor, sanki sesi kesilmişti. Devreye ikinci bir silahlı adam girdi. Bu yeni eleman, beni ve varlıklarını unuttuğum Cengiz ile Serdar’ı diğer insanlardan ayırarak araçlardan uzaklaştırdı ve belirli bir yerde durmamızı istedi. Arkama döndüğümde karanlık bir uçurumun kenarında olduğumuzu fark ettim. Adam sakin bir şekilde bizi baştan aşağı süzüyor, kısa saç tıraş kesimlerimizi inceliyordu. Havada bir infaz öncesi hazırlığın sessizliği vardı. Yaşanabileceklerden korkmuyordum ve sakindim. Rahatlamış bir şekilde, etrafıma geniş açıdan bakmaya başladım. Durdurulan araçların sayısı artmaya başlamıştı. Muhtemelen insanlar yola çıkmak için akşam serinliğini tercih etmişti. Aslında pusu eyleminin kontrolünü zorlayan bir yoğunluk vardı. Bu durumun onların daha hızlı hareket etmelerine neden olacağını anladım. Ansızın karanlıkta görmediğim biri, celladımıza amirane bir şekilde, “Onları da alın buraya getirin!” dedi.

Dağın duvar gibi yamacına doğru yürüyorduk. Taş duvara yaslanmış, bilhassa erkek yolculardan seçilmiş birkaç kişi vardı. Son adımlarımı attığımı düşünürken, aklıma bildiğim birkaç cesur ünlü adamın idam yürüyüşü tasvirleri geliyordu. Üçümüz yamaca dizilmiş ve dehşete kapılmış insanların arasına yerimizi aldık. Fakat aralarında kimse sızlanıp yalvarmıyordu. Kazayla önüme düşen kısa boylu bir adam, muhtemelen kurşunlardan korunmak için, arkama geçti. Beni siper alan bu adamın hızlı hareketini izleyince elimde olmadan gülümsedim. Vurulmak ve ölmek beni çok endişelendirmiyordu; tek isteğim o kurşunların yüzüme isabet etmemesiydi. Yakışıklı ölmek fena olmazdı.

Yeni bir oyuncu daha karşımıza dikildi. Adamın duruşundan, infazdan önce herkesin duyabileceği şekilde bir manifesto okuyacağını anladım. Asıl işkencenin bu safsatayı dinlemek olacağını düşünüyor ve hâlâ kurşunların yüzüme isabet etmemesi için dua ediyordum. Ama daha ilk cümle bitmeden bir bağırma sesi karanlığı yardı: “Geliyor, Jandarma geliyor!” Bu panik sözler iki-üç kez tekrarlandı. Artık her şey baş döndürücü bir hızla gerçekleşiyordu. Sanki hiçbiri var olmamış gibi tüm teröristler bir patlamayla birlikte ortadan kayboldu. Ne zaman benzin döküp ateşe verdiklerini fark etmediğim arabamız patlamıştı. Çil yavrusu gibi herkes dağılıyordu. Akıllılık yapıp daha başta anahtarlarını cebine atmış olanlar arabalarına hızla binip kaçıyordu ve arkamıza park etmiş olan kamyon şoförü de düz kontak yapıp yanan aracımızdan uzaklaşıyordu.

Biz hariç herkes sahneden kaçıyordu. Karanlık dağda bir başımıza yaya kalmıştık. Hiçbir araç bizi almak için durmuyordu. Bu noktada Cengiz harekete geçti. Gasp eder gibi bir arabayı durdurmasını, bizi ve kendisini içeriye atışını hayranlıkla seyrettim. Ön yolcu koltuğuna oturmuş olan Cengiz, muhtemelen olay yerine son anda intikal etmiş olan şoföre, heyecanla olanları anlatıyordu. Yanımda oturan Serdar ise dizlerine sürekli vurup bana ve akşamüstü yediğimiz masum balığa küfrediyordu. Cengiz’in anlatımı ve Serdar’ın küfürleri emniyet karakoluna kadar devam etti.

Aslında gelen herhangi bir jandarma yokmuş. Aklı kıt teröristler, karanlıkta dağa tırmanan yuvarlak farlı traktörü, askeri araç sanmışlar. Anlaşılan kahraman köylümüz bizi mutlak ölümden kurtarmıştı.

Karakolda ise ipler ve kontrol Cengiz’in eline geçmişti. Polis karakol amirinin masasının önünde oturmuş, pusunun tüm detaylarını anlatıyordu. Serdar ise kapının dibinde oturmuştu. Bir polis memuru sanki ona özel olarak tahsis edilmişti, başında duruyordu ve ara ara onun eline kolonya döküyordu. Ben ise durgundum, benim için olay bitmişti ve yarınki iş ziyaretlerimi düşünüyordum.

4. Bölümün Sonu

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın