İNSANLIK TESTİ

Sınıfımıza, elinde bir tomar test kitapçığıyla bir adam girdi. Bizi selamladıktan sonra, açmamamız konusunda uyardığı kitapçıkları tek tek dağıttı. Ardından, bunun bir zekâ testi olduğunu, her sayfaya geçtiğimizde yönergeleri kendisinin açıklayacağını söyledi. Her sayfanın çözümü için belirli bir süre verilecekti. Test yapıldı ve kitapçıklar toplandı.

Tüm sınıf heyecan içindeydi. Günün sorusu şuydu: “Hangimiz daha zeki?”

Ben ise cevabı çoktan biliyordum: Ben..

Danışman olan bu adam, öğretmenler odasına girip, elinde bir test kitapçığı heyecanla sallıyormuş. Bana bunu ve devamını anlatan da zaten kendisiydi. Herkesin ilgisini çekmek için, “Çok başarılı bir öğrencinin zekâ testinden geri zekâlı olduğu sonucu çıktı!” diye haykırmış.

Sonra olayı anlatmaya devam etmiş. Söz konusu öğrencinin notları çok iyiymiş, hatta okulun en yüksek ortalamalarından birine sahipmiş. Bu yüzden test sonuçlarda muhtemelen bir hata olduğunu düşünmüş; eğer bir hata yoksa, çocukta bir problem olmalıymış.

Öğretmenlerden biri, öğrencinin bulunduğu sınıfı duyunca, “O öğrenci olsa olsa Alptekin’dir!” diye araya girmiş. Danışman rapora göz atmış ve gerçekten Alptekin yazıyormuş. Danışmanın yüzündeki meraklı ifadeye karşılık öğretmen açıklamış: “O sizi dinlememiştir, testi kafasına göre çözmüştür.”

Evet, aynen öyleydi. Ders ortasında sınıftan alınıp teste götürüldüğümde, hiçbir yönergeyi beklemeden sayfaları peş peşe çözmüştüm. Sonra danışmana bunu itiraf ettim. Uzunca sohbet ettik; gelecekte hangi mesleği seçmeyi düşündüğümü bile sordu. O kısım başka bir yazının konusu.

Testi sabote ettiğim için hâlâ zekâ seviyemi bilmiyorum. Fakat dünya tarihine bakınca, benden çok daha “zeki” olduğu söylenenlerin yaptıklarını gördüğümde, zekâ testleri ve ölçütleri konusunda ciddi şüphelerim var.

Mesela atom bombasını icat eden, iki şehirde olası sonuçları görebilmek için atılmasına ses çıkarmayan, yüz binlerce insanın ölümüne ve birkaç neslin yok olmasına neden olan zeki bilim adamlara insan demeye ne gönlüm ne de kalemim “insan” yazmak istiyor. Üstün IQ’lu bilim adamı, siyasetçi, iş insanı ya da filozof… Eğer erdemden, vicdandan yoksunsa; insanlığa faydadan çok zarar veriyorsa, biz onlara gerçekten “zeki” mi demeliyiz? Yoksa yalnızca beynin belli alanlarını yüksek verimle kullanan kişiler olarak mı görmeliyiz? Yüksek uyum yeteneği olan diye tarif edilen erdemlerden yoksun bu insanların bazılarına zeki demeye devam edeceksek, onları yüceltmek yerine sadece zekâyı cetvelde öylesine bir ölçü değeri olarak bakmaya başlamalıyız ki ben zaten öyle yapıyorum.

Artık çocuklarımız için “yaramaz ama çok zeki” demek yerine, “yaramaz ama efendi ve büyüklerine saygılı” demek belki geleceğimizi kurtaracaktır. Anlayacağınız üzere, insanlardan sadece zekâ değil, akıl ile birlikte erdem, insanlık, hoşgörü, cesaret gibi değerler daha fazla aranır olmalıdır ki insanlık doğruya yönelsin.

Bugün, dünyanın, ülkelerin, şehirlerin ve hatta yakın çevremizin son hâline baktığımda insanlığımızı ölçmek için bir de insanlık testi yapsak hiç fena olmayacak.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın