Hedefler, bizi harekete geçirir ve sonuç ne olursa olsun, evrene de bir enerji yayar. Hayatım boyunca kendime koyduğum hedeflerin çoğunu gerçekleştirdim. Bunları nasıl başardığımın detaylarına giremem ama şu adamları izlediğimi söyleyebilirim; takvimlendirdim, gereğini yaptım ve en önemlisi de gereken bedelleri ödedim.
Fark ettiysen başardım demiyorum, sadece gerçekleştirdim diyorum. Çünkü bana göre başarı, gerçekleştirebildiğinin sürekliliğini sağlamaktır; bunu ise her zaman beceremedim.
Bir düşün: İstediğin eğitimi alırsın ama geçimini arzu etmediğin şekilde sağlarsın. İstediğin işe girersiniz ama bir gün kovulursun. Evlenirsin ama bir gün eşin senden ayrılır. Ev ve araba alırsın ve hepsini işsiz kaldığın bir dönemde kaybedersin, bu örnekleri çoğaltabilirsin. Özet olarak, kendine koydun hedefleri gerçekleştirebilir ama devamlılığını sağlamakta zorlanabilirsin. Ya da en kötüsü, hedefine ulaşır ve sürekliliğini de sağlarsın ama zaman içinde senin için bir değeri veya anlamı kalmaz. “Acaba gerçekten hedefim bu muydu?” diye kendini sorgularsın.
Hayatının gerçek hedefinin zirvesi, karlı bir dağın tepesindeki gibi uzakta durur. Oraya çıkmak için aştığın her seviye, aslında birer basamak olan basit küçük hedeflerdir. Hayatının asıl hedefi, o kadar büyük ve gerçekçi olmalı ki, ona ulaşmak için diğer tüm hedefler senin için birer basamağa dönüşsün.
Büyük hedefi, çocukları ve torunlarını misafir edebileceği iki katlı, muhteşem bir çiftlik evine sahip olmak olan birini hayal et. Eşi ile birlikte çocuklarını büyütüp evlendirdikten ve başarılı bir kariyerden ardından, evini satıp yaşadığı şehri terk ederek hep hayalini kurduğu köydeki çiftliği satın aldı, döşedi ve yerleşti. Gerek mesleki, gerekse özel hayatı boyunca, “çocuk yapmak dâhil”, gerçekleştirdiği her bir hedef, aslında kendisine koyduğu o büyük hedefe ulaşmak için gerekli basamaklardı.
Hatırlıyorum, gençken bana “hedefin ne?” diye sorduklarında net bir cevap vermek yerine, “500 metrelik bir koşu için kendime 1.000 metrelik hedef veriyorum ki en azından 800 metre koşayım.” derdim. Bu klişe cevap aslında bir hedefim olmadığının kanıtıydı. Tıpkı kamu ve özel şirketler gibi sadece hep 5 ve 10 yıllık orta vade hedeflerim vardı. Strateji ve Planlama yapıyordum, ancak içerikleri ve nitelikleri geleceğim için hayatımı yönetmeye yeterli değillerdi. Aslında, keşke o zamanlar biri bana büyük hedefimi sorsaydı. Ama ne soran oldu ne de bugün soran olur. Çünkü genelde çoğumuz günlük veya en fazla orta vade hayallerle yaşıyoruz.
Bugün ellilerin başındayım ve nihayet bugüne kadar kendimden bile gizledim 2 büyük hedefim var. “Geç kaldın” diyebilirsin ama öyle değil. Geçmişte ödediğim bedeller var ve üzerlerinden yürüyorum.
İlk hedefim maddi: Şirketimi büyütmek ve kazandıklarımla birkaç üniversite öğrencisine burs vermek.
İkinci hedefim duygusal ve oldukça kişisel olduğu için onu bir gözyaşımın içinde saklamayı terci ediyorum.
Zaman ve mekân izafi olduğunu unutma. Hayat akıp giderken sen dur ve büyük hedefini benliğinde ara.