Çoğumuzun unutup hatırlamak istemediği günler vardır. Babamın ise unutmak istediği koca yılları vardı. Yabancı Lejyon’da geçirdiği yılları pek bahsetmezdi, ancak Lejyon sonrası Fransa’da geçirdiği beş yılı herkes için tam bir karanlık. Öyle ki, o beş yıl boyunca kendisinden haber alınamadığı için Türkiye’de “gaip” yani ölü ilan edilmişti.
Babamın unutmak istediği yılları iki döneme ayırıyorum. Birincisi, Fransa, Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’den aldığı madalya ile biten dönemdi. Vefatından sonra kasasında bulduğum bir belgede “1. Sınıf asker” yazıyordu ve kendi ifadesiyle bir çöl gerilla uzmanıydı. Müfrezesiyle çok sert çatışmalara ve görevlere katılmıştı. Savaşın tam ortasındaydı ve görevi gereği hep en ön saflardaydı. Muhtemelen unutmak istediği birçok dramaya şahit olmuş veya bizzat dâhil olmuştur. Ancak bunlarla ile ilgili nerdeyse hiçbir şey anlatmazdı.
Gençtim, ona “kaç insan öldürdün, nasıl öldürdün” diye cahilce devamlı soru sorardım. Bana Cevap vermek yerine, bir insanın boynunun gerçekte nasıl kırılabileceğini anlatırdı mesela. Söylemeliyim ki, bunu öğrendikten sonra filmlerdeki boyun kırma sahneleri artık bana çok yapay gelmeye başladı. Ama bir gün, burada yazamayacağım, birbiriyle bağlantılı iki olay anlattı. O zaman, babamın aldığı kararlarda ne kadar net biri olduğunu, gerçek bir askerin sahip olması gereken ani karar verme refleksine ve bilincine sahip olduğunu anladım. O bir görev adamıydı. O günden sonra kaç kişi öldürdüğünü sormadım çünkü anlamıştım o sadece bir silahtı ve aslında kimseyi öldürmemişti savaş öldürmüştü. Artık o görev adamı değildi, bu yüzden o günleri unutmak için hiçbir şey anlatmıyor, ısrar edenlere de uyduruk hikâyeler anlatıyordu. Babam o yılları gömmüştü. Yine de şimdi hatırlıyorum da çocukluğumda her yıl geleneksel bir törende kendisine takdim edilen bir madalyayla acı savaş hatıraları hortluyordu.
İkinci dönemi ile ilgili ise hiç kimse net bir şey bilmiyor. Fransa’daydı o kesin. Adres belli olsun diye birkaç yerde çalışmış, muhtemelen görevleri neyse devam etmiştir. Bunu asla bilemeyeceğiz. O günlerle ilgili anlattığı birkaç anekdotu her aile üyesine farklı anlattığı için, onların da güvenilirliği yoktu.
Arada bir beni yaşadığımız şehirdeki garnizona getirirdi. Askeri kimliği ile askeri tesislere rahatça girerdi. Bir bira içer, ben de “Orangina” isimli bir portakallı gazoz alırdım. Fakat kimseyle konuşmazdı hep tek başımıza otururduk. Hiç mi eski silah arkadaşı yoktu bu adamın? Bir gün sorduğumda, hepsini kötü giden bir görev sonucunda idam edildiğini öğrendim. Babamın bu dramatik sonucun neresinde olduğu bir muammadır. V e anlaşılan o ki, bunu da hiçbir zaman unutmamıştı.
Aslında babamın Lejyon’da geçirdiği zamana ve o karanlık yıllara ilişkin bildiğim tek bir gerçek vardı; ölüm. Onu da hiçbir zaman unutmadığı anlaşılıyordu.
Onun için unutmanın ancak inkârla mümkün olduğunu anladım. Ben ise ne üzüntülerimi ne de hayal kırıklıklarımı unutmak istiyorum. Eğer bunu yaparsam bunların ağırlığının taşımakta zorlanacağım bir prangaya dönüşeceğinden eminim.