YALNIZLIK

Mekân mekânsız, ben ise bensizdim. Bu hâlin adı da yalnızlıktı. Çok korktum, sanki hüküm verilmiş, ebediyete mahkûm edilmiş gibiydim. Eğer bu bir cezaysa, benim suçum neydi?

Yalnızlık üzerine internette ve bloglarda yüzlerce yazı, kitap, şiir, hatta teşhis, tedavi ve takip yöntemi bulabilirsin. Benim görüşümse şu: İnsanoğlunun sosyal bir varlıktır; isteyerek tercih edileceği bir yaşam biçimi olmaz.

Sokakta yaşayan insanları düşün. Sence, onların yaşadığı yalnızlık kendi tercihlerinin sonucu mu, yoksa toplumun umursamazlığın, belki de yakınlarının terk edişinin bir yansıması mı? Huzur evlerinin çoğalması, çocukları veya torunları olmasına rağmen yaşlıların buralara gönderilmesi, toplumuzda bir dejenerasyon işareti değil midir? Ya da güncel diğer bir mesele; alınan tüm önlemlere rağmen ev içi şiddet neden sürüyor? Birçok evde korku içinde kadınlar ve çocukların yalnızlığı, aslında onları görmezden gelen komşuların ve akrabaların tercihi değil mi? Evet insan sosyal bir varlıksa, yardımlaşmayı neden en üst seviye çıkaramıyoruz?

Bir de, kişinin yaşadığı ruhsal ve zihinsel yalnızlık var. Bilirsin, “Abi soyutladın kendini”, “Kanka sesin çıkmıyor, neredesin be oğlum?” diye başlayan cümleler vardır. Oysa bunu söyleyenlerin çoğu, ihtiyaçları yoksa seni aramaz. Çünkü sen artık rehberinde sadece bir isimsindir. İşinden ayrıl, iflas et; çoğu seni birkaç hafta içinde unutur. Hatta bir süre sonra telefon aramalarına cevap bile vermezler. En acı tarafıysa, bu süreçte kişinin en yakın çevresinden de kopup tamamen soyutlanabilmesidir.

Ama en sancılı, en uzun hâli şu dur: Çevren kalabalık olsa bile görünmez olmaktır. Belki de en kötüsüdür ve yaşadığımız bu çağın en sinsi olanıdır. Trajik sonuçlara bile neden olabilecek yalnızlığını, ailen ve arkadaşların da fark etmeyebilir. Burada kimsenin suçu yok diyebilirsin ama kaçımız yakın çevremiz ile doğru bir şekilde iletişime geçiyoruz? Çoğumuz (ben de dahil) sadece kendimizi anlatmaya iletişim diyoruz. Oysa muhatabın gözlerinde, dikkatle dinlersen, o sessiz çığlığı duyman mümkündür.

Unutma: Yalnızlık hangi türden olursa olsun, yaşayan kişinin kendi benliği de onu yalnız bırakabilir.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın