CEHENNEMİM

Bayi toplantısında hafif demlenmiş olarak barda oturuyordum. İki hafta önce satış koordinatörü olarak Ankara atanacağımın bilgisi şirkete ve sahaya yayılmıştı. Tesadüfen koltuklara yayılmış üç Ankara yetkili satıcısından biri bana seslendi: “Ankara’ya atanmışsın, cehenneme hoş geldin”. Tehdide 1 ay geçmeden cevap vermiştim. Tavırlarına ve etik olmayan taleplerine karşı, “Ayağınızı denk alın. Dediğiniz gibi, burası cehennemse, bu cehennemde bir tek şeytan vardır ve o da ancak ben olurum” demiştim.   

Halbuki şeytan olmaktan çok uzaktım; sadece doğru bulduğum temel ahlaki değerlere bağlı protokollerim vardı. Bu protokollere o kadar sadıktım ki insanların işini zorlaştırıyordum. İkili ilişkilerde ne kadar naif görünsem de, protokollerime bağlılığım sayesinde karşıma çıkan engelleri birer birer aşıyordum. Kendimi doğruluğun kılıcı olarak görüyordum. Aslında farkında olmadan kendi cehennemimi yaşıyordum.

Bugün anlıyorum ki bende saklı bir ben vardı. Bu ben, bazen gerçeğin kapısına giden yolu bulduğunu sandı; fakat her defasında insana tosladı. Hayatım boyunca, insandan örülmüş duvarlar, umutla başlayan gerçeğin keşiflerimi hayal kırıklarıyla durdurdu.  Hak ve ahlak terazisi bozuk, öz sevgiden yoksun bazı insanlar; yaşamının görülmeye değecek bir güzelliği olmadığını, bize bahşedilmiş erdemlerin ne kadar yozlaştığını bana şiddetle benimsetmeye çalıştılar — bunu geç de olsa fark ettim.

Bugün yine anlıyorum ki bu insanlara izin verirsem, her defasında hasetleri ve hırsları yüzünden düştüğüm ümitsizlik, kendi cehennemimden çıkmamı engelleyecek. Bu insanlar, bana yaşattıkları yıkımlara izin verdiğim için, neden mutlu olmam gerektiğini sorgulamamı engelliyor. Nasıl olabilir ki insanlar; kendi cennet inançlarına ya da ütopya dünyalarına ters davranıp bu kadar sevgisiz, yıkıcı ve kötü olabiliyor? Sanki erdemler sadece cennete aitmiş gibi, dünyadaki hayatlarını hoyratça kullanıyorlar.

Bende saklı bir ben var. Onu kendi cehennemimden kurtarıp, yolu açık tutmalıyım ki; Yaradan’ın bana bağışladı ölümsüz varlığımın muhteşemliğinin farkına varabileyim.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın