TOPLUMUM DİREĞİ KADIN

Arabayla küçük oğlum Utku’yu Minecan Anaokulu’na yetiştiriyordum. İki çocuğumun eğitimi bu anaokulunda başlamıştı. Seyahatte olmadığım günlerde, eşim yerine onları ben bırakırdım. O gün de Utku ile arabada yalnızdık ve sohbet ediyorduk.

  • Baba sana bir sır vereyim mi?
  • Ver bakalım.
  • Dikkat et. Bence annemin Allah ile özel bir iletişimi var hatta birbirleriyle konuşuyorlar…

Yaptığı bu saptamayı önemsemiştim. Utku, annesini sarsılmaz bir tahta koymuştu. Kabul etmek gerekir ki kadın değerini ve hakkını ve önemini biz erkeklerden hatta kadınların hemcinslerinden çok daha doğru ve içten biçimde çocuklar teslim ediyor.

Bugün ne siyasiler ne de arkasında saklanan ve onu kullanan Sivil Toplum Kuruluşları kadını gerçekten ne savunuyor ve ne de doğru konumlandırıyor. Kimi kadını meta, kimi siyasi bir malzeme, kimi de kendi cinsel tercihini kabul ettirmek için araç olarak kullanıyor. Kadının zaten bir insan olduğu unutuluyor; sanki hiç verilmemiş haklar, yeniden “bağışlanıyormuş” gibi sunuluyor. Oysa erkeklerin unutmaması gereken şey şudur; Kadınlar sadece eşit haklara sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda Yaradan’ın verdiği doğurganlıklarıyla da benzersiz bir üstünlüğe sahiptir.

Herkesin bildiği üzere, tıptaki gelişmeler sayesinde zaruri, durumlarda bir kadın artık bir erkekle fiziksel bir bağ kurmadan çocuk doğurabilir. Ayrıca bir anne, kendi varlığı olmasa bile bir çocukla inanılmaz ve sihirli bir bağ kurabiliyor. Elbette anne ve babanın çocuklarına karşı olan sevgileri tartışılmaz veya karşılaştırılamaz; fakat kabul etmeliyiz ki anne ile çocuk arasındaki o görünmez bağ olağanüstü ve farklıdır. Dolayısıyla oğlumun sevgi sıralaması yaparken beni annesinin ve abisinin arkasına koymasına çok şaşırmamıştım:

  • Baba, ben önce Allah’ı seviyorum çünkü Atatürk’ü var etti. Sonra Atatürk’ü seviyorum; çünkü o olmasaydı Türkiye olmazdı ve annem doğmazdı. Sonra annemi seviyorum, o olmasaydı ben olmazdım. Sonra abimi sonra da seni…

Erkeklerin görevi temelde aileyi geçindirmek ve korumaktır. Zaten bunu beceremez ise, kadının ondan kurtulmaya çalışması en doğal hakkıdır. Evet erkek güçlüdür, ama bu gücün eşine ve çocuklarına karşı kullanılsın diye verilmedi.

Özet olarak dünyada iki cinsiyet vardır. Kadın ve Erkek. Gerek dini gerek toplumsal, iki cinsiyet dışında doğal olmayan türevler sadece tercihlerden ibarettir ve yaradılışının özünü bozmaktadır. Bugün bu söz konusu cinsel tercih türevleri aslında kadını gizliden gizliye hedef alarak kadının haklarına zarar vermektedir. Bunun nedeni kadının, toplumun ve ailenin gizli direği olmasıdır. Amaç ise, cinsiyetsiz bir toplum yaratmak için bu direği yıkmak olduğunu bilinmelidir.

Kadın hakları için Avrupa ülkelerine de güvenmemek gerekir. Çünkü ülkelerde, kanunları dışında, hâkim olan yazılı dini doktrinlerden dolayı kadının halen insan kabul edilmediği bilinmelidir. Bizimse kendi kültürümüze yaslanmamız gerekir. Çünkü Türk kadını milliyetçi, özverili, güçlü ve inançlıdır. Ayrıca toplumun dejenere olmasını engelleyen en önemli unsurdur. Unutulmamalıdır ki tüm kahramanlar, kadın ve erkek olsun, bir anneden doğar ve bir anne tarafından büyütülür.

Toplumun yozlaşmasını istemiyorsak, kanunlar, makul Sivil Toplum Kuruluşlar ve erkekler kadına yaradılıştan doğan hakkını vermelidir.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın