BENCİL BEKLENTİ

O gün Demir’i okuldan almış eve gitmek üzere durakta otobüs bekliyordum. Bu fırsatla, çocuğuma, belli derslerle ilgili kendi kapasitesinin altında bir performans sergilediğini düşündüğüm için duyduğum memnuniyetsizliği ona iletmiştim. O ise bu yaklaşımdan çok rahatsız olduğunu ve özellikle kendisiyle ilgili beklentiye girmemden hoşlanmadığını söylemişti. O an anladım ki, oğlum bu beklentilere karşı direniş göstererek “vasat” olmayı tercih etmişti. Geç kalmıştım. Sanıyorum beklentide olmak ile bir şeyi gerçekleşeceğine inanmayı birbirine karıştırmıştım.

Bugün inanç ile ilgili birçok söylenen ve yazılan cümleler vardır. Öyle ki, birçok kelime gibi onu içi de boşaltılmış. Mesela, benim için inanmak bir duadır, söyle ki; İnanç, istediğinin gerçekleşmesi için çaba göstersen de göstermezsen de sonucunun olumlu, bazen de maalesef olumsuz olacağını beklemektir. Aslında herkesin bu kelime ile ilgili bir düşüncesi, tanımlaması veya görüşü olduğu için benim için çok net olmasına rağmen birçok kişi için fazla bulanık ve dolasıyla yorumlamayacağım bir alandır.

Beklenti ise daha nesnel, somut arzular ile ilgili bir kavramdır. O gerçekleştirilmediğinde bazen hayal kırıklığı, bazen de içimizde bir öfke yaşanır. Bilmeliyiz ki beklenti, bir bakıma bencil bir arzudur ve o ne kadar yüksekse olumsuz sonucu o kadar şiddetle yüzümüze çarpar. Ama dikkat: Bazen ertesi gününü yaşayabilmen için beklenti veya beklentiler, ihtiyaç duyacağın enerji olabileceği gibi bazen de bir uyuşturucu olabilir ve bu durum seni gerçek hayattan kopartabilir.

Maddi beklentiler en kolay olanıdır çünkü hedefini koyarsın, plan, program yaparsın ve onu uygularsın. Gerçekleştirdiğinde ise kendinden gurur duyarsın ve yeni beklentiler yaratırsın. Gerçekleştirilmediğinde de ise belki bir hayal kırıklığına uğrarsın ama “nerede yanlış yaptım*” diye düşünüp tekrar başlayabilirsin. Ama bu benim için hiçbir zaman geçerli olmadı. Hep önüme baktım.

Manevi beklentiler daha çok insanlarla ilgilidir. Sosyal varlıklarız ve hepimizin insanca yaşayabilmek için bizden başka insana ihtiyaç duyarız. Bu yüzden en tehlikeli beklentilerimiz kendi toplumsal birlikteliğimizin içindeki yaşantımız ile ilgilidir.  İşin en korkunç yanı da en fazla beklenti bu alanda yaşanmasıdır. Birçok kişi bu konuda “usta”dır. Onların reçeteleri de basittir; İlişkilerde biraz manipülatif olmak, metodik davranmak, çok fazla empatik olmamak (çünkü vicdanını ilişkilerde karıştırmayacaksın) ve azıcık da egosantrik olmak gerekiyor. Aslında, usta ol ya da olma, insan isen etrafındakileri sevecek ve sevilmeyi isteyeceksin. Bu ikisi birlikte etkileşime girer. Sevgi beklentin mutlaka olmalıdır ama çoğumuz maalesef sevmeyi unutuyoruz. İnsanların, seni, işini, yaptıklarını düşüncelerini, varlığını sevsin istiyorsun ve çoğu zamanda karşılıksız olarak. Ama sonuçta kendini sevmeyi unutun gibi başkasını sevmeyi de unutursun.

Başkalarından olan beklentilerimizi, özellikle baskıcı olanlardan artık vazgeçmeliyiz. Bazen bu beklentilerle çok fazlasıyla sınırı aşan, arsız ve düşüncesiz olabiliyoruz. Özürlü olan o beklentiler, bizden ziyade daha fazla onun hayatı ile ilgili ise, orada bir sınır var olduğunu farkında olmalıyız ve o sınırının geçilmemesi konusunda saygı gösterilmelidir. Yoksa karşı tarafı duygusal bir baskı altında sokabilir ve çoğunlukla özgüven yıkımına neden olunabilir.  Eğer benim gibi Hayır’ı demekte zorlanan biriyseniz, hayatınız kolayca bir cehenneme de dönüşebiliyor.

Sonuçta, beklenti dediğim gibi bencildir. Kesinlikle bir alışveriş değildir karşılıksız bir sonuçtur. Bir gün senden beklentileri biter hatta bir bakarsın ki senin de Kedinle ilgili de hiçbir beklentin kalmamıştır, çünkü hep başkalarınınkini yerine getirmişsindir. Oysa, başkasını senden beklentilerini minimize ederek, kendinle ilgili beklentileri gerçekleştirmesini sağlayarak mutlu olmayı artık öğrenmeliyiz.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın