Karşımda, dostluğumuzun hâlâ devam ettiği Kadir Kanat oturuyordu. İşe bir-iki ay önce alınmış, iç ve saha eğitimi tamamlanmış, sorumlu olacağı bölge için tayini çıkmıştı. Kaçıncı mülakatımızdı hatırlamıyorum ama bu, kuşun yuvadan uçmadan önceki son konuşmamızdı. O zamana kadar bir mentor ve koç olarak pek çok konuya değinmiştim. Genelde bu tür candan ve samimi benzeri görüşmelerimi hep şu sözlerle bitirirdim: “zamanla bildiğin doğruların yanlış, yanlışların ise doğru olduğunu fark edeceksin”.
Ortası sıfır olan yatay bir eksen düşün. Eksenin negatif tarafta kötülük ile yanlışlar, pozitif sağ tarafta ise iyilik ve doğrular olsun. Şimdi sıfır noktasından katlayarak bu iki yönü üst üste getirecek şekilde katlayalım. Doğrular ve yanlışların, iyilik ile kötülüğün de birbirinin üstüne oturduğunu fark edeceksin. Başka bir ifadeyle, doğru ve yanlışlığı, iyilik ve kötülüğün mutlaklığı ortadan kalktığını fark edeceksin. Biraz düşün; bu, dünyada yaşadıklarımıza ne kadar benziyor, değil mi? Mesela bugün, emin olduğumuz bir konuda, bir başkasının aynı inanç ve öfkeyle tam tersini savunduğunu ne kadar sık tanık oluyoruz?
İyilik ve kötülük aynı anda, aynı ortamda, bazen de sadece bir kişinin aracıyla yaşanabiliyor. İnsan aynı anda hem iyilik hem de kötülük de yapabiliyor. Hatta iyilik yaptığını sandığımız birinin aslında gizli kötü emellerinin olduğunu çok geç fark ederiz. Şunu anladım ki böyle birinin, bencil ve asosyal yönü, kötülüğü çok rahatlıkla aklayıp normalleştirebiliyor. Söylediklerimi, siyaset, kültür ve sosyoloji üzerinden örneklerle somutlaştırmak mümkün. Lakin bunu yaparken, dünyada, birbirine fikir ve görüş bakımında ters düşen ve bir o kadar benzeşen birçok cephe olduğu için bunlardan birinin kervanına katılmak kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle, siyasete fazla bulaşmadan sözlerime devam etmek istiyorum.
Yakın tarihimizde yazdıklarımı kanıtlayacak birçok çelişki yaşadık ama bence şimdi yazacağım bu örnekte ne demek istediğim daha rahat anlaşılacaktır. Tüm dünyada, çarpık görünen bu düzende, “Beni aldatıyordu” savunmasıyla, eşini öldüren veya döven adamı savunan insanlar bulabiliyoruz.
Bu çelişkileri özel hayatımızda da görebiliriz. Dolaysıyla tüm bu yaşadığımız örneklerin üstüne günlük hayatımızdaki bozulmuş veya özünü kaybetmiş kültürel ve geleneksel dayatmalarını da katarsak aklımızı yitirmek bile değil.
Tek düzlemde tarif edilen bu Yin-Yang durumu aslında bir illüzyondur. Bu illüzyonu yapan ise insanoğlu. Yaradan bizi yarattı; biz ise toplumlar ve sınırlar türettik. Bu toplumlar ve onların bireyler ise pek çok alanda tanrıcılık oynamaktadır. Kendileri için ilahi, yasal ve anayasal kuralların dışında bir konfor alanı yaratanlar yalnızca kendi doğrularını değil, başkalarının yanlışlarını da ürettiler. Dünyanın tarih geçmişimize ve günümüzdeki gelişmelere baktığımızda, belli zümrelerin çıkarları için toplumsal, yönetsel, bireysel baskılar sonucunda nice savaşlar çıktı, ne zulümler ve ölümler yaşandı, özgürlükler kısıtlandı. Üstelik medeni diye sandığımız ülkeler bile dünyayı sömürmek için komplike bir illüzyon ile medeniyet pazarladı, kendi toplumlarının vicdanını susturmak için değerlerini boşaltmaktan çekinmedi. Sonuçta, insani değerleri ayakların altına alarak, bu illüzyon ile din ve medeniyet karşılığında birçok ülkenin değerli madenlerini ve ucuz emeğini çaldılar.
Siyasete girmeden sosyolojik bir tespit yapayım. Kızın kısa eteğini çekerek uzatmaya çalışanla, başörtüsünü kafasından çekmeye çalışan, kendi doğrularını ve yanlışlarını empoze etmeye çalışan aynı yobaz zihniyettir.
Zor bir çaba, ama benliğimizi ararken bireysel olarak gerçek doğru ve yanlışı kavrayabilmemiz için referanslarımızı yeniden belirlememiz gerekiyor.
Ve belki önce bu adaletsiz dünyayı anlamaya çalışmak yerine dünü, bugünü ve yarını da anlamaya çalışmalıyız.