DOLU DATA

“Sen ne yaptın Alptekin, senin datan dolu”. Psikiyatristin karşısında oturuyor, derdimi anlatıyordum. Anlattıklarım doktora önemsiz geliyordu, o bende başka bir arıza yakalamıştı:

 “Senin bahsettiklerin, senin konumdaki bir yöneticinin yaşaması olağan, hatta önemsiz ve normal davranışlarıdır. Çevrendekiler, konumunun gereği, sana destek olmalı ve sana anlayış göstermeliler. Ama senin aslında çözmen gereken başka bir konu var. Çocukluğunda beri sana karşı yapılan tüm haksızlıkları içine atmışsın. Ve artık datan doldu.”

Küçüklüğümden beri insanların dertlerini, sıkıntılarına dinlerim. Bu insanlar arkadaşlarım olduğu gibi birbirini şikâyet eden ebeveynlerim de olabiliyordu. Yaşım gereği empati göstermekte zorlandığım halde, onların üzüntülerini paylaşır, bazen de yaşardım bazen. Benim gibi tiplere dert ortağı denir.

Aslında bu ortaklığın iyi bir tarafı da var; Tecrübe kazandrıyor. Başkalarının yaşadıklarını sen yaşamadan öğrenebiliyorsun. Belki o zaman dertliye derman olabilecek bilgiye sahip olamayabiliyorsun ama deneyimler sayesinde cevapları yıllar sonra buluyor sorunları hatta vakaları çözümleyebiliyorsun.  Ancak kabul etmek gerekir ki bu endirekt yaşamların iz düşümü sende iz bırakır ve kapasitenin üzerinde de bir yükleme olur.

Sadece başkalarının dertlerini dinlemek değil, ayrıca ikili veya çoklu ilişkilerde yaşadığın problemleri ve bilhassa sana karşı yapılan haksızlıkları çözmeden hayatına devam etmek de kalıcı bir yük bırakabilir. Özellikle kimse kırılmasın diye itiraz etmemek, kendimizi savunmamak gibi alışkanlıklarımız hayatımızın en büyük engelleridir. Eğer onları unutup hayatımıza devam edebiliyor olsaydık sıkıntı olmazdı, ama maalesef öyle değil. Onlar, çözümsüz olarak kapanmayan davalar gibi açık kalıyor. Geçmişte bittiğini sandığın kırıklıklar, pişmanlıklar, çözümsüz tartışmalar, say sayabildiğin kadar, onların hepsi beynine yazılmıştır. Daha da kötüsü, önemsememeye çalıştığın hatta affettiğin üzüntüler ve kalp kırıklıkları bile sana tahtadan çekilen çivi gibi iz bırakır. Hepimizin benzeri birçok yarası vardır. Bazıları ise benliğimizde fazlasıyla yer kaplıyor.

Bazen duyarsın bir yerlerde senin hakkında saçma sapan konuşanları ve bunları söyleyenlerle yüzleşmeden geçer yılların. Buna hoşgörü diyebiliriz belki, hatta bazen de duymamak da gerek. Fakat umursamazlık ve hoşgörü arasında etki muhakkak farklıdır. Çünkü umursamazlığın aksine, hoşgörü seni rahatsız edecek kadar rahatlıkla karşı tarafı daha da azdırabilir.

Derler ki “hayır” en zor söylenmesi gereken sözmüş. Düşünüp karar verdikten sonra hayır diyecekmişsin. Ama bu tasfiye eksik kalmış. Çünkü “evet” demek, yani talepleri onaylamak karşı tarafı kırmamak adına hayır diyemeyenler için hayat çok daha zor geçmektedir. Kişi, içinde onaylamadı halde bilerek ve baskıyı kabul ederek nerdeyse itaatkâr konumuna düşer.

Haksızlıklara veya baskıya karşı sustuğunu sanma sadece muhatabını yanlış seçiyorsun yani kendini. Kendi kendine hesaplaşıyorsun, benliğinin saflığını ve acizliğini suçluyorsun. Halbuki çözüm sorunların kaynağındadır. Eğer kaynağında hesaplaşamazsan ömrün boyunca bu sorunlar günlük hayatını etkileyecektir.

Doktor konuşmayı şöyle bitirdi:

  • Geçmişteki defterleri kapat. Yeni haksızlıklara izin verme. Artık, Allah rahmet eylesin, ama kaybettiğin ve gömemediğin dostların mezarına uğra ve uğurla.

Ben sonunda onları uğurladım. Ama, bazılarımız için hortlaklarından belki kurtulması artık çok zor. Yine de yenilerini yaratmaya daha gerek yoktur. Benim yöntemim ne diye soracaksan yeni sayfa açmaktır. Ama o sayfada şimdilik yalnızım.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın