EL ELE DOLAŞMAK

Çocuklarım büyüdükçe onlarla geçirdim anılarım hafızamda bir kısa video veya bir fotoğraf karesi gibi yeni kayıtlar oluşuyor. Bu kayıtlardan içinde içimi en çok ısıtan ve özlemle aklıma getirdim anılar ise onlarla el ele dolaştığım olanlardır. O küçük elleri avuçlarımdayken, adımlarımı onların adımlarına göre ayarlıyor ve onlara devamlı bir şeyler anlatıyordum. Neler konuştuğumuzun, nerede yürüdüğümüzün önemi yoktu; asıl önemli olan, iki çocuğum elleri avucumda kenetlerken aramızdaki bağımızın mühürlemesiydi.

Aslında el ele tutuşmak o kadar basit bir duygu eylemi değildir. Bir güven aktarımıdır, bir birlikteliğin sembolüdür, duygusal bir duruştur. Birçok anlam yükleyebilirsin. Ama kesinlikle anlamsız bir hareket değildir.

Şimdi bir düşün. Ne zaman biriyle el ele dolaştın? Hiç yakın zamanda birinin elini ellerin arasına alıp gözlerine baktın mı? Farkında mısın? Bu sözsüz iletişimin samimiyeti ne kadar çok söz ve duygu barındırıyor? Bu tensel temas seni yormaz, seni yanlış anlatmaz. Hatta baktığın gözlere kitaplara sığmayacak kadar şiirleri döker. Ama artık bırak el ele tutuşmayı, bakışları bile aynı ortamda kesişmiyor. Aynı masayı paylaşanlar birbirine ellerindeki telefondan iletişim kuruyor. Bu absürt komedi artık olağan hale geldiği için, insani paylaşımların önemli bir kısmının yok olduğu açıkça görülüyor. Oysa bu paylaşımlar arasında hisler, empati, mutluluk, sevgi gibi en değerli unsurlar vardır.

Çocuklar şimdi büyüdü. Ele ele dolaşmayı bırak, aynı odayı paylaşmak bile zor. Sanal dünya, kitaplarının ve kapının önünde arkadaşlarıyla takılmalarının yerini aldı. Kuşak farkı elbette ebeveyn ve çocuklar arasındaki paylaşımların biraz azaltır, ama asıl tehlike gerçek sosyal hayattan kopmalarıdır. Çok şükür, onların ellerine dokunamasam da, mühürlenmiş bağımız sayesinde onların hayatlarına ortaklığım devam ediyor.

Fakat dostlarım, arkadaşlarım, komşularım, mahalle sakinleri ve her gün karşılaştığım ülke vatandaşları ile ne ortak bir paydada buluşabiliyorum ne de doğru düzgün iletişim kurabiliyorum. Önce hatayı kendimde aradım, ama sonra anladım ki çoğu insan artık kendisini kendi hayatlarının merkezine koymuş ve ilişkilerini menfaat üzerine kurmuş. Paranın araç olmaktan çıkıp amaca dönüşünce, paha biçilmez insani değerler de nesilden nesille aktarımı da azaldı. Bireyler toplumun bir üyesi olduğunu unutup çevresinin kendisi için var olduğunu sanısıyla yaşamaya başladı. “Ben varsam onlar da var” anlayışı hâkim oldu.

Aramızdaki temas ve iletişim azaldıkça yaşam tecrübemiz de azalıyor. Seni tanıyan, seni dinleyen birisi yerine en basit sorunları çözmek için pedagog ve psikologlara gidiliyor. Ebeveynliği bırakıp çocukları maaş gibi harçlık veren patrona dönüşüyorsun ve iş mesaisi sonrası aile mesaisi başlıyor. Çocuklar ve ebeveynler aynı yemek masasında oturması artık zorlaşıyor. Eski dostlarla görüşmek de çok zor; bunun için plan yapılması gerekiyor. Yer ve zaman belli oluyor. Buluşmada sarılır öpüşülüyor. Teması ve dostane iletişimi özleyen arkadaşlar buluşmadan sonra “çok güzeldi bir daha yapalım” diyerek ayrılır, ama ancak birkaç hafta ya da ay sonra bir araya gelinebiliyor. O süre zarfında hayatlarında birçok şey gelişir değişir fakat paylaşımın aksaklığı nedeniyle dostluğunda bir gelişme olmaz.

Kimse yalnız doğmaz ve yalnız ölmemek için başkaları ile birlikte gerçek anlamda yaşayabiliyor olması gerekiyor.

Şimdi fark ediyorum da… Yıllardır kimse beni arayıp halimi sormadı. Belki de hep ben sorduğum içindi.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın