HESAP SORMAK

Konu aslında önemli değildi. Fakat adam beni uyardıktan sonra bir de hesap sormaya kalktı. O an tıkanmış bir burunun açıldığında hani bildiğimiz o gıcık sesine benzer şekilde beynimdeki damar bir “klik” sesiyle açıldı. Bu, genelde kendimden en çok korktuğum öfke hâlimdi. Böyle bir durum yaşandığında kendimi genelde durduramıyorum. Fakat aklıma bir dostum geldi ve durdum; benden hesap soranın kardeşiydi. Yine de bütün gün, bana hesap sorulması fikri beynimi kemirip durdu.

Hayatımda kimseye hesap vermedim. Bunu bana ebeveynlerim öğretti. Her çocuk gibi büyürken çok hata yaptım ama onlar bana hiçbir zaman “Oğlum, bunu niye yaptın?” diye soru yöneltmediler. Sadece kendi koydukları veya toplumsal kuralları çiğnediğimde, o hatalara eş değer cezalarımı çektim. Yaptıklarımı hiç tartışmadık. Tartışmayı hep kendi içimde yaşadım. Bu kişisel hesaplaşma belki kişiliğimin, sorumluk bilincimin ve özgüvenimin gelişmesine yardımcı oldu.

Aslında hesap vermemek kolay değildir. Bunu yapabilmen için haddini hiçbir zaman aşmayacaksın. Ama maalesef sen bu kadar hassas davranırken insanlar bu sefer hadlerini aşıp yine senden hesap sorabilir.

Peki, bu kişiler bu cesareti ve hakkı nereden buluyorlar diye soracaksın. Bence bunu yapabilmeleri için o kişinin üstenci bir bakışa sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Kimi ekonomik üstünlük, kimi toplumdaki göreceli konum üstünlüğü, kimi görev üstünlüğü, kimi sahip olduğunu sandığı zekâ üstünlüğü, kimi felsefi veya entelektüel üstünlüğü gibi sayısız sebeplerle kişi kendisini senin üstüne konumlandır. Ve oradan senden hesap sorma hakkı bulunduğunu düşünür. Oysa bildiğimiz birçok hata görecelidir; kullandığın referans onu bir hata olmadığını da gösterebilir. Kimi zaman, üstenci elitist bir bakış açısıyla kendi referans ölçüsünü mutlak doğru olduğunu düşünür ve tanrıcılık edasıyla hesap sorar, yargılar.  

Unutma, zalim olmak için tiran bir hükümdar olmaya gerek yok. Her bireyin bir zalim olma potansiyeline sahiptir. Sen de eğer toplumda, sosyal bir gruba veya iş ortamında kasta benzeyen bir sanal hiyerarşi içerisinde kendini konumlandırırsan çok rahatlıkla empatiden yoksun bir zalime dönüşebilirsin. Mesela aldın nefesin herkesten daha fazla hakkın olduğunu düşünürsün, seçimlerdeki oyunun köylüden daha değerli olduğunu sanırsın. Oysa doğal tek hiyerarşi çekirdek ailede vardır. Çekirdek ailenin dışında gözle görünmeyen ama yaşanan bu sanal hiyerarşide kendini konumlandırmazsan bile seni birileri bir yere koyar. O birleri seni insan olarak aşağı ya da yukarıya da konumlandırabilir. Aynı kişiler bu konumlandıramaya göre hesap sorma hakkı olduğunu düşünür.

Oysa misafir olduğumuz bu sanal dünyada, bir hayat oyunu içerisinde seviyeni atlamaya, üstün olmaya çalışıyorsun. Halbuki zalim olmak yerine insan olmaya gayret etmeliyiz.

Derdimiz ve yarışımız başkasından daha üstün olmak yerine başkasından daha fazla insan olmalıdır.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın