Benim hakkımda defalarca, «Çok iyi bir insan» denildiğini duydum. Bana atfedilen bu tanım hoş görünüyor olsa da benim nazarımda pek o kadar değerli değil. Ne yani, bunu söylenenler, iyi bir insan değil mi? Daha ileriye gideyim; iyi olmayan biri, iyi olanın kimin olduğunu bilecek ve onu da taktir edecek kadar içinde iyilik kalmış mı ki?
Peki iyi insan nedir? Ben onlardan mıyım? Peki kıstasları var mıdır?
Bir insanın öncellikle bazı değerlere sahip olması gerekir; Hani insani olanlardan. Ancak bu değerleri tanımlamak günümüzün sözde medeniyet ortamında zordur. Açık konuşayım, onları detaylı biçimde tanımlayacak yetkinliğe sahip olduğumu düşünmüyorum. Çünkü çoğu zaman bu değerleri kendi çıkarımıza veya bulunduğumuz koşullara göre rahatlıkla modifiye edebiliyoruz, hafifletici sebeplere bağlayarak ya yok sayabiliyor veya değiştirebiliyoruz. Eğer bunu yapmazsanız veya yapamıyorsanız sizin için kolayca birkaç uygun sıfat yapıştırılabilir. Sizin için, bu adam “saf”, “iyi niyetli”, “naif” veya en kötüsünden “enayi” ya da “salak” denir. Yani kötülük yapmadığında ya da kötülüğe aynı şekilde bir karşılık vermediğinde, hatta insani değerlere riayet ettiğinde bile seni zekâdan biraz yoksun sanırlar.
Elbette her insanın az ya da çok karanlık yanları vardır. Nefsinle neredeyse her gün mücadele ederek bir kısmını bastırabilirsin. Fakat biraz dikkat edersen, maalesef yaşadığın yaşam çevrenin gölgesinde oluşmuş ve mekanikleşmiş çokça olumsuz davranışlar görürsün. Bunlar rasyonel kökeni olmayan, uydurulmuş, topluma göre değişen değerler, yozlaşmış gelenekler ve kültürler olabileceği gibi atadan genetik faktör gibi aktarılan dejenere inanç ve ahlak biçimleri de olabilir.
Aslında, bir insanın karanlık yanı ile yaşaması birçok kolaylık sağlayabilir. Böyle bir yaşam formu ile çekinilen insan olursun, günahı umursamayarak hedeflerine ve mesela zenginliğe daha rahat ulaşırsın. Vicdanın ise artık oturmuş kişiliğine göre uyum sağlamış olur ve bu sayede istismar ve kötülük yapmak için özgürlük alanı kazanmış olursun. Şimdi onu söyleyebilirim; kötü bir insan olarak kendine müthiş bir “konfor alanı” yaratırsın.
Gerçeklerle uyumsuz olan bu durumda yaşayabilmek için birçok “ama” üretebiliyoruz. Gün içinde kendi davranışlarımızı mazeret göstermek için kurtarıcı “ama”ları neredeyse onlarcasını kullanılırız. Aslında çok boyutlu bir sanal ortamında yaşıyoruz. Neredeyse herkes kendi avatarına bürünüp dolaşıyor. Bu sanal ortamda neyin gerçek neyin yalan, kimin esas, kimin sahte olduğunu anlamak çok zor, neredeyse imkânsız. Ortalık avatarlarla dolu. Emanet edilen bedenlerimizi Avatar haline getirmiş ruhlarımızı içine hapsettik. Kural şu; oyunlardaki gibi bu avatarlar güçlü olmalı ve sanki hiç ölmemeli.
Kötülük sadece bireysel değil, toplumsal hatta küresel boyutta da karşımıza çıkıyor. Günümüzdeki topluluklar, güçlü ülkeler insanın varoluş değerleri içini boşaltarak ya da değiştirerek tüm dünyayı sanal bir aleme çevirmektedir. Kim bunlar? Herkes bunların kimler olduğunu biliyor ama bu yazını konusu değil.
Bugün, iyi bir insan artık kendisinin öyle olduğunu bilinmesinin izin verilmediği bir ortamda yaşıyoruz. Bu ortam kendiliğinden oluşmadı. Bunun olunabilmesi için değerler boşaltılmış, erdemler unutturulmuş, “modern medeniyetler” adı altında yeni düzenler kuruldu. Bugün, bir toplum ne kadar zengin ve ileri ise yaşayanların o kadar insan olduğu kabul ediliyor. Bir toplum ne kadar fakir ise o kadar zengin toplumlar için belgesellerine malzemedir ve kendilerine ayrıca da yüktür.
Peki, nasıl iyi insan olacaksın? Belki de tüm geçilmiş yolları geriye doğru yürüyüp bedel ödeyerek. Bir kötü alışkanlığı bırakmak zordur ama nefsini bastırmak ondan da zordur.
Ne zalim ne de mağdur olmalısın; güçlü ama haktan yana olmalısın. İyi insan olmak için ödeyeceğin en büyük bedel ise Avatarını terk etmek olacaktır. Buna hazır mısın?