MUHAKEME

Türkçe eksikliğimden dolayı zorlandığım ve devamlı bütünlemeye kaldım tek ders tarihiydi. Her yılın sonunda tarih hocamız, notları kötü olanları “kurtarma sözlüğüne” kaldırıldı. Sıra bana gelince, sadece “Alptekin” diye seslenerek bana göz kırpar, yani sözlüğe kalkmak isteyip istemediğimi sorardı. Bende kaşlarımı kaldırarak “hayır” derdim.

Tarih hocamızın her zaman söylediği bir cümle vardı:

  • Çocuklar biraz muhakeme, muhakeme…

Haklıydı. Öğrenci olarak en büyük eksiğimiz buydu. Ben eğitimci değilim, aksine doğduğumdan beri bir öğrenciyim. Ama şunu düşünüyorum: Dünyada bazı konuların belki sadece %20’si önemliyken çocuklara onların 100%’ünü ezberletmeye çalışıyoruz. Bugün birçok bilim adamı multidisipliner değilken öğrencilere birçok gereksiz bilgilerin pedagojik temeli olmadan empoze edilmesi bana yanlış geliyor. Tüm disiplinlerin özü öğrenciye aktarılmamalıdır. Çünkü disiplinler birbirine girift ve ancak belli bir seviyeden sonra uzmanlaşma aşamasında ağırlık verilmelidir.

Bu arada üniversitede neden inkılap tarih dersi vardı? Onu bir türlü anlayabilmiş değilim.

Yüksek lisans yapmayı karar vermiştim. Yabancı dil ve Bilgi sınavını geçmiştim. Son aşamada, mülakataydım. Soru beni kızdırmıştı:

  • bana dört yıl önce gördüğüm bir dersle ilgi tanım sormayın! nasıl hatırlayım? ezber bana göre değil, ama istediğiniz konuyu sorun size onu anlatayım, diye profesörü terslemiştim.

Hocalardan biri sakin bir sesle:

  • Niye bu kadar kızdın?” diye sordu.

Tepkime kendim de şaşırmıştım ama geri alamamıştım. Ben de Özür mahiyetinde, Türkçeyi sonradan öğrendiğim için kendimi iyi ifade edemediğimi söylemiştim.

Yüksek lisans seçme sonuçlarını sabırsızlıkla beklemiştim. Çok umutlu değildim, çünkü sınıf ağırlıklı olarak mühendislerden oluşacaktı ve tek bir işletme mezunu seçeceklerdi. Hatırlıyorum. Mülakat kapısında beklerken birbiriyle tanışan ODTÜ ve Boğaziçi mezunları vardı. Şansım hiç yok gibiydi. Ama kısmetimde varmış; kabul edildim.

Yüksek lisansımın ilk aylarındaydım. Derste hocamız iktisadi kuramları anlatıyordu. Öğrencilerin birkaç soru ve yorumuyla konunun anlaşılmadığını fark etmiş, biraz da usanmıştı.

Ansızın hoca bana döndü:

  • Alptekin, iki ile iki kaç eder” diye sordu.
  • Duruma göre değişir, hangi durumda hocam? diye cevap verdim hızlı ve en doğal halimle.
  • İşte bu. O yüzden onu seçtim. Onun kafası biraz farklı çalışıyor. Arkadaşlar, bazı verileri sabit olan İktisadi kuramlar ile verileri değişken piyasa koşulları birbirinden farklıdır. Bu nedenle bildiğiniz piyasa kuralları iktisadi kuramlara birebir oturtamazsınız. Mühendis kafası bakış açısıyla değil onun bakış açısıyla konuya yaklaşın.

Neden bu sınıfta olduğumu anlamıştım. Dışarıda ezberin her zaman geçerli olmadığını, asıl önemli olan analizlerde muhakeme gücüdür ve bu nedenle “mühendis kafası” sınıf arkadaşlarım için farklı ve kullanışlı bir beyindim.

Ne yazık ki birçok ülkede eğitim sistemi ezbere dayalıdır. Oysa ezber ne IQ katkı sağlar, ne de duygusal zekâyı dikkate alır. Bu sistemde matematik formüllerin kaynağının tarihini, neden ortaya çıktığını ya da bugünkü faydaları anlatılmaz.

Bugünün çarpık düzeninin müsebbibi olan Antik Yunan ve Antik Roma tarihinin ve bugünün etkileri anlatmadan dünya tarihi ezberlettiriliyor. Yakın tarihi ise okullarımızda okutulmadığına halen şaşırıyorum.

Daha da kötü, okullarda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından sonra sanki ülkemizde hiçbir şey yaşanmamış gibi davranılıyor. O dönemlerle yüzleşmeden çocuklarımızı seçme yaşına kadar getiriyoruz.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın