NEFRET

Dişlerini sıkarak “sen nefret ediyorum” demişti. Nefret edilmeyi bilmiyordum ama yine de çok acıttı.

Yedi yaşındayken Marsilya’dan 30 km uzaktaki La Ciotat adlı küçük bir tatil şehrine taşınmıştık. Her sabah okula giderken site girişinin karşısındaki duvarda bir yazı beni karşılıyordu. “TURC=SS”. Babamdan anlamını öğrenmiştim. Bu slogan, Fransa’nın her yerinde, ülkemizde de yaşayan bir azınlığın, yazdığı ve biz Türklere karşı nefretlerini kusan bir duvar yazısıymış. Nefret duygusunu o zamanlar hiç bilmiyordum hala da bilmiyorum ama nefret edilmeyi nasıl bir şey olduğunu öğrenmiş ve hissetmiştim. Nefretin hedefi olmak beni üzmüştü. Oysa, altı yaşıma kadar anneme destek olmak için benimle birebir ilgilenen komşu ve beni çok seven çocuk doktoru da aynı azınlığın mensubuydu.

Babam, bana, bu haksız ve temelsiz nefret nedenleri o kadar yalın ve tarihsel bir olaymış gibi anlatmıştı ki içimde onlardan herhangi birine karşı hiçbir zaman kötü bir duygu beslemedim. Belki nefret bende kodlanmamıştı; yaşadığım milletin bakiyesinde de nefret duygusunun barındırmadığı düşünüyorum. Şahsen, kızarım, hatta çoğu kişiden daha çabuk öfkelenirim ve sinirlendiğimde kontrolümü kaybedebilirim ama nefret; ama hiçbir zaman etmedim. Özet olarak, nefret etmeyi bilmiyorum.

Nefret çok saldırgan ve tehditkâr bir duygudur. Aslında, nefret eden karşısındakinin hiç var olmamasını ya da yok olmasını ister gibidir. Bazen sana en yakın olanlar bile bir gün “senden nefret ediyorum” diyebilir. Bu sözler bir beddua gibi gelir. Nefret edilmek seni sadece acıtmaz; bu his bir damga gibi yüreğine saplanır ve ebedileşir. Kendini bundan da korumak zordur; çünkü sana karşı yönelen bu duygu bir tiksintinin ötesindedir ve bunun nedenini anlamak güçtür. Aslında kişi seni var olmadan rahatsızdır. Ne üzücü! Halen de üzülüyorum.

Peki nefrete karşı ne yapabilirsiniz? Dört seneğin var;

Birincisi, sen de o veya onlardan nefret edebilirsin. Fakat sadece nefretin amacına hizmet edersin. Döngüyü beşlerin.

İkinci seçenek, üzülüp çırpınabilirsin. Varlığın değerli olduğunu ortaya koymaya çalışırsın ve bunu başaramadığında da olumsuz duygusal çöküntü yaşayabilirsin.

Üçüncü seçenek ise hiçbir şey yapmayabilirsin. Karşı tarafı nefreti ile baş başa bırakırsın ama maalesef mağdur olmaktan kurtulamazsın.

Dördüncü ve en son seçenekte insanı merkezine koyabilirsin. Böylece öz varlığını ve saygınlığını koruyarak nefrete karşı çıkacaksın, ikili veya uluslararası çatışmalarda doğru yerde olacaksın, aksi halde kan ve göz yaşı dünyaya hâkim olmaya devam edecektir.

Sana “Senden nefret ediyorum” dendiğinde, var olması istemeyen kişi olmak yerine varlığını her gün anlamlandırma yolunda savaşmayı yeğlemek gerekir. Ben, bana karşı duyulan nefreti anımsamadan, her gün var olma savaşını veriyorum. Çok zor…..ama vazgeçmiyorum.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın