Sabah otel resepsiyonunda yoğunluk erkenden başlamıştı. Çıkışlar ve girişler aynı anda oluyordu. Boşaltılan çoğu odalar, yeni gelen müşterilere anahtarı verilmeden temizlenip, hazır hale getirilmesi gerekiyordu. Erken gelenlere ise odaların anahtarlarını makul bir sürede alacaklarını ve sabretmelerini söylemek bana düşüyordu.
O sıralar, birkaç ay sonra üniversite sınavlarına tekrar gireceğim için işten ayrılma kararı almıştım. Gelirimden vazgeçecek olmamın stresiyle sokuyordu o gün de huysuz olduğumu hatırlıyorum. Otele dönüşmüş üç katlı büyük ve eski ahşap köşkün aynı şekilde ahşap da olan çok ağır kapısı açıldı. Yanlış hatırlamıyorsam, dört kişilik bir grup içeri girdi ve diğerlerin transferlerinden sorumlu bir kız resepsiyona yaklaştı. Başımı evraklardan kaldırmadan onunla görüştüm fakat ne konuştuğumuz hatırlayamıyorum. Tek bildiğim taleplerini yerine getirdiğimi ve onun da memnun bir şekilde otelden ayrıldığıdır.
O gün yine geç çıkmıştım işten. Anlaşılan Eminönü-Üsküdar son vapuruna yetişecektim. İskeleye vardığımda bineceğim vapurun halk arasındaki adı aklıma geldi: “Sarhoşlar Vapuru”. Bekleme salonuna girdiğimde kimi gerçekten sarhoş kimi ise çok yorgun görünüyordu. Kimlerin sarhoş olduğunu anlamaya çalışırken gözüm ona takıldı.
Uzun boylu, ince yapılıydı, Koyu ve uzun saçları vardı. Uzun bir palto giyordu ve hareket etmeden bir ağaç gibi salonunun ortasında duruyordu. Kız gerçekten çok güzeldi ve onunla tanışmak istiyordum. Ama nasıl? Böyle bir saate, böyle bir ortamda yanlış anlaşılmaktan korktum ve kendi talihime çok kızmıştım. “Ne bahtsız adamım!” diye hayalimde tepindim.
Kapılar açıldı. Acele etmeden herkes vapura binmek için harekete geçti. Gözlerimle onu takip ediyor, ayaklarım beni fark etmeden ona doğru yaklaştırıyordu. Kalabalık olsaydı onun yanına oturabilirdim diye düşündüm. Ama aksilik bu son seferde çok az yolcu vardı. Bu nedenle 0 vapurun üst katına çıkarken ben utanıp aşağıda kalmaya karar verdim.
Vapur henüz hareket etmemişti. Gözlerim sabah olduğu gibi yine yere bakıyordu. Bir anda önümde iki bayan çizmesi belirdi. özlerim, çizmelerin üzerinden yukarıya kaydı: uzun bir palto, sonra uzun siyah saçlar ve tüm yüzünü aydınlatan bir gülümseme keşfetti. Karşımda o kız duruyordu. Ben ondan kaçarken, o vapurun üst katında oturmayıp yanıma gelmişti. Peki neden?
Şaşkın yüzüme bakarak, gözlerimin içine dik dik bakarken inci gibi dişlerinin arasından dökülen sözlerle beni kendime getirdi:
- Beni tanımadın değil mi?
- Pardon… ama hayır dedim, olabildiğim en nazik şekilde
- Tabi sabah ben konuşurken gözlerini bile yukarıya kaldırmamıştın
- Nasıl yani?
- Resepsiyonda, yanımda müşterilerim vardı, transferlerinden sorumluydum.
O anda hatırladım. İzin bile almadan yanıma oturdu. Şaşırtıcı bir şekilde, sanki yıllarca birbirini görmemiş iki insanın gibi çoşkulu ve sıcak bir şekilde sohbet beklemeden hemen başladı. Ne konuştuğumuzu kesinlikle hatırlayamıyorum. Ama bana doğru çevrilmiş gövdesi ve yolculuk boyunca yüzünde eksik olmayan gülümsemesini hiç unutmadım.
Yaşadığımız belki bir aşk değildi. Belki sadece yaşadığımız insani bir sevginin, kısa süreli ama yoğun bir mutluluğun bildiğimiz zaman akışından kopuk askıda kalmasıydı. O anda fark etmemiştim, ama mekân ve zaman bambaşka bir boyuta evrilmişti. Bedensel varlığım bir enerji ile dolmuştu, resmen çarpılmıştım.
Vapur iskeleye yanaşınca sohbetimize ara verdik. İskeleden ayrılırken, mutlaka tekrar görüşmemiz gerektiğini söyledik ve haftaya çalıştığım otelde buluşmayı kararlaştırdık. Moda’ya gitmesi için Kadıköy dolmuşuna binmesi gerekiyordu ve saat de çok geçti. Onun hızlı adımlarla benden uzaklaşmasını izlerken şapşal gülüşümü engelleyemiyordum.
Ama ayrıldıktan 5 dakika sonra bir anda dehşete kapıldım. Bu hafta sonu üniversite sınavlarına hazırlanmak için işten ayrılacaktım ve onun telefon numarasını almamıştım! Bunun üzerine, resepsiyondaki arkadaşlarıma, eğer biri gelip beni sorarsa mutlaka numaramı vermelerini rica ettim ama içimden bu yapmayacaklarını hissediyordum. Ki nitekim de öyle oldu.
Onu tanıdım gün onu son gördüğüm gündü. Yalnızca 15 dakikalık bir vapur yolculuğu, ruhumda yaşanmış bir ömür gibi iz bırakacaktı. Bir ömür içinde tatlı bir ömür.
Kaderin bu cilvesine hiç üzülmüyorum. Henüz 22 yaşındaydım ve hayatımda ilk defa mutlu olmuştum. Bu yaşadım 15 dakika mutluluk, bildiğimiz bir ömür ile karşılaştırılamaz. Çünkü şaşırtıcı bir şekilde, ömrümün içinde izafi olarak kısa olan başka bir ömür sığdırabilmiştim. Tam olması gerektiği gibi yaşanmış, başladığı gibi tarifi anlatılamaz biri mutlulukta biten bir ömür…. Onu aklıma getirdiğimde önlenemez bir gülümseme ile geleceğe mutlulukla bakıyorum.