Yaşla dolu gözlerini kısıyordu. Yatağında oturmuş, kısık gözleriyle çalışma masasındaki abajurun ışığına bakıyordu. Gözlerindeki yaş damlaları renklenip bir tuvaldeki parlak lekeler şeklini alıyor, büyüyüp -küçülüp birbiriyle oynarcasına yer değiştiriyordu. Sonra gözlerini yumup sessizce tekrar ağlamaya başladı.
Çocuk sessiz yatak odasında ağlarken ağlama sesi kulağından mı yoksa içinden mi geldiğini anlayamıyordu. ”Sanıyorum ikisi” diye karar verdi. Dizlerini göğsüne doğru çekmişti; alt ranzada uyuyan küçük kardeşini uyandırmak istemiyordu. Odası küçülmüştü. Bütün dünyanın onun bu zayıf anını izlediğini hissine kapıldı. Acaba isyanını görüp onu anlayabiliyorlar mıydı? Sonra uyuyan küçük kardeşini saymazsa yatak odasında yalnız başına olduğunu hatırladı. Ağlamayı kesti ve gözlerini tekrar kıstı.
Gözlerini daha da kıstı. Işık, göz kapaklarının arasından ince çizgiler hâlinde sızıyordu. Kimi kısalıyor, kimisi de uzuyordu. Bazen ışığın gözlerine doğru geldiğini, bazen de gözlerinden saçıldığını düşünüyordu. Göz kapaklarıyla oynayarak ışınların gücünü değiştiriyordu. Bu ışık süzmelerinin uzunluğu onu tatmin etmedi. Birden neden ağladığını hatırladı. Gözlerini bu sefer mümkün olduğu kadar sessizce, hıçkırarak kapattı.
Acaba okul arkadaşları ve hoşlandığı kız onun bu üzüntüsünü görüyor muydu? Elbette hayır. Hatta bilselerdi onu küçümserlerdi. Onların acımasını istemiyordu. Tersine, sevebilirlerdi onu; evet, sevdiklerini ona hissettirselerdi bu ona yetecekti. Bu arada birilerinin onu izlediği çok güçlü hissediyordu; gözetleyenlerle konuşmak, derdini anlatmak istiyordu. Fakat odada kimse yoktu. Sızlanmayı aniden kesti.
Yatağa uzandı ve kafasını yastığa koydu. Bu sefer tavandaki sarı ışıklı ampule bakmaya karar verdi. Ağlayarak şişmiş olan gözlerini kapatmaya çok yakın bir aralık bıraktı. Artık ışık süzmeleri farklı şekiller alıyor, dans eder gibi hareket ediyor, birbirlerinin etrafında dönüyordu. Bu sefer renkler daha pastel tonlu ve canlıydı. Sanki eski, sessiz bir sinema filmi seyrediyordu. Şekiller uzadı, görüntü artık yanıp sönüyordu. Bir anda film kayboldu. Gözyaşları azalmıştı.
Eğer bu sabah uyanamazsa, arkadaşları ve hoşlandığı kız onu özleyecek miydi? Hayır, hayatlarına devam edeceklerdi. Havada asılı, görünmez bir camdan onlara kendisini göstermeye çalışıyor ama kimse görmüyordu; anlaşılan çoktan unutulmuştu ve hayat onsuz devam ediyordu. Son gözyaşları sessizce yastığına düştü. Burnunu elinin tersiyle yukarı doğru sildi ve gözlerini yastığıyla kuruladı.
Yataktan kalkıp ışıkları kapatmak istemedi. Yastığını kuru tarafına çevirip kafasını ışık kaynaklarının tersine, sağına çevirdi. Yaşları azalmış ama hâlâ nemli olan gözlerini kapattı. Kaç gecedir hayalini kurduğu, kendisinin de başkahraman olduğu fakat sonunu bir türlü getiremediği ütopik hayaline döndü. Uzayda kendisini uyutmuş, sonra vakti geldiğinde dünyaya dönen kahramanı canlandırıyordu. Kehanete uygun olarak havarileri onu karşılıyor ve onu başka bir boyuta kaçırıyordu. Boşlukta yol alan ışıklı vasıta, başka bir ışık banyosunda ilerleyip kayboldu. Çocuk uyumuştu.