SEVMEYİ SEVEN

Spor salonundan çıktığında sabahın serinliği yüzüne çarptı. Nemli saçlarında dolaşan soğuk rüzgâr, ince bir ürperti bıraktı teninde. Firari bir gözyaşını söndürmek için bir sigara yaktı. Kulaklığında Nirvana’dan bir şarkı vardı. Üzgündü. Ve kızgındı.

Vazgeçilebilir biri olmak…

Bu nasıl olabilirdi? Bu kavram iş dünyasında geçerliydi belki; ama özel hayatta? Sonra hatırladı. Geçmişte de değer verdiği insanlar onu terk etmişti. Dün akşam da bir arkadaşıyla yolları neredeyse ayrılıyordu.

Cadde kalabalık değildi. Sabahın erken saatleriydi. Esnafın çoğu kepenklerini henüz açmamıştı. Sigarası bitmişti. Şarkı da. Cep telefonundaki MP3 çalar “Human” adlı parçaya geçti. Sözleri “I’m only human” (Ben sadece insanım) diye başlıyordu.
Evet, öyleydi; hatasıyla sevabıyla.

Sağından solundan geçen, sıkı sıkıya giyinmiş insanları inceledi; yürüyüşlerini, bakışlarını. Hepsinin bir acelesi, kurulmuş gibi bir yere varma hedefi vardı. Muhtemelen yazılı olmayan yaşam protokolleri de vardı, diye düşündü. Her sabah, her gün kendini tekrar eden bir yaşam.

Marmaray istasyonuna gelmeden önce yolun karşısına geçti. Amacı Çimen Pastanesi’nin önünden geçmekti. Acaba spor salonundaki kıza orada, kahvaltı ederken rastlayabilir miydi?
Yoktu.
Görmeyi umduğu kimse yoktu.

Zaten bu, fazla romantik bir beklentiydi. Neden o pastane? Başka bir yerde de olabilirdi.

Pastaneyi geçtikten sonra, dün akşam arkadaşıyla yaşadığı tartışmanın ardından hortlayan geçmişi yeniden aklına geldi.

İnsan insandan nasıl vazgeçerdi?
Sanki artık varlığı gereksiz bir eşyaymış gibi.

Ortada belirgin bir sebep yokken onu terk edenleri zihninde hızlıca sıraladı. Liste uzun değildi. Mesele, çoğuna gereğinden fazla değer vermesiydi. Ayrılıklar onda hep bir kalp kırıklığı bırakmıştı. Sevildiğini, kendisine değer verildiğini hissettiğinde varlığı anlam kazanıyordu.

O, en çok sevmeyi seviyordu.

Yıllar önce sevginin varlıklar arasında ölümsüz bir bağ olduğuna inanmıştı. Acaba sevgisini yeterince gösteremiyor muydu? Yoksa eski eşinin söylediği gibi, sevgi gerçekten yeterli değil miydi?

Belki de insanlar artık istediklerinde sevgilerini bitirebilmenin konforuna daha kolay ulaşıyordu.

Derin bir nefes aldı. Günün bu düşüncelerle devam etmesini istemiyordu. Sonunda, birkaç yıl önce kendine verdiği o telkini ve kararı hatırladı:

“Kendimi seviyorum.”

Metroya olan mesafe azalmıştı. Adımlarını yavaşlattı. Spor salonunda her sabah gördüğü o güzel kızı düşüncelerinde biraz daha tutmak istiyordu. Bu bir platonik aşk değildi. Onu gördüğünde yalnızca bir huzur hissediyordu. Siyah, kıvırcık saçlı kızın bu dünyada var olması şimdilik ona yetiyordu. Daha fazlasını istemiyordu.

Aslında, onu da sevmeyi seviyordu. Ve bu duygu, geçmişte yaşadığı onca kalp kırıklığını önemsizleştiriyordu.

Metro girişi yaklaştıkça adımları daha da yavaşladı. Gülümsedi. Mutluydu.

“Benden vazgeçebilirler. Yeter ki ben kendimden vazgeçmeyeyim,”
diye düşündü.

Seferleri kaçırmamak için koşan insanlar vardı. Martılar da grup hâlinde, onların üstlerinden uçuyordu. Onların da bir paniği vardı sanki. Bu kez sonraki şarkıyı kendisi seçti: “Remember the Name.” Güzel bir rap şarkısıydı. Ritmi adımlarına karıştı. Utanmasa dans edecekti. Onun yerine, gençliğinden kalma o kendinden emin yürüyüşle metronun yürüyen merdivenlerine adım attı.

Sevmekten vazgeçmediği insanları düşünerek, deniz renkli gözlerinde hafif bir gülümsemeyle kalabalığa karıştı.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın