HAYAT PERONLARI

Marmaray istasyonunun yürüyen merdiven hizasındaki peronda bekliyordu. Orada durmayı severdi; insanlar yönünü sorar, Gebze’ye mi öğrenmek isterdi. Solunda iki ergen şakalaşıyordu. Kardeş oldukları belliydi; büyüğü küçüğünü sırıtarak kızdırıyor, o ise gülümseyerek karşılık veriyordu. Bakışlarını onlardan ayıramadı. İki çocuğunu birkaç aydır görmüyordu ve çok özlemişti.

Çocuklara bakarken birden geçmişin acısı gözlerine doldu. Bakışlarını, hemen başka bir yöne çevirdi. Geçmiş onu tekrar yakalamıştı.  Yıllarca emek verdiği şirketten istifa etmiş, Adana’dan İstanbul’a ailesi olmadan dönmüştü. O zaman, resmî olmasa da evliliğinin fiilen bittiğini anlamıştı. Cebinde para, gelecekten umut, ruhunda da yaşama isteği yoktu. Bir davet üzerine yakınlarının İstanbul sınırında bulunan yazlıklarına misafir gitmişti. Kuzeni ona:

  • Üniversite okudun, yıllarca çalıştın. Yönetici de oldun. Ama bak elinde ne var? Ben ise okumadım ama bir fabrika ve evlerim var! demişti

Dumura uğramıştı. Sözleri, zaten yaralı ruhunu daha da kanatmıştı. Bu adamın amacı neydi? İçinden yalnızca tek bir cevap yükseldi:

  • İki oğlum var…

Anonsla birlikte sıralı vagonlar perona yanaştı. Binme işaretli alanlarda bekleyenler, her zamanki gibi kenara çekildi. Çıkanlara yol verdiler. Üsküdar, her gün binlerce yolcunun aktarma noktasıydı. Her gün binlerce kişi bu ilçeyi bir aktarma noktası gibi kullanıyordu. Kapılar açılır açılmaz kalabalık tutsaklar birbirini nazikçe sürterek perona boşaldı. Yenileri ise, kalkış sinyalinden önce içeri daldı. O ise acele etmedi. Gereksiz bir koltuk kapma savaşına girmemek için vagona en son girdi. Bizim ergenler koşup iki vagon arasındaki körüğün tabanına oturdu. Büyüğü bağdaş kurdu diğeri ise dizlerini göğüslerine doğru çekti. Yolcuların çoğunun aksine ceplerindeki akıllı telefonlarını çıkarmadılar. Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar, sessiz bir konuşma başladı. Mimikli yüzleşmelerinden patlayan kahkahaları tüm vagonu aydınlattı.

Kuzeni ile geçirdiği kısa diyaloğu hiç unutmamıştı. O zamanlarda işsizdi. Borçlarını ödemek için evini satmıştı. Ama bugün o ev aklına bile gelmiyordu. Sadece büyük oğlunun büyüdüğü ve küçük oğlunun dünyaya gözlerini açtığı yerdi. Ne ev, ne fabrika… hiçbir şey onların gülüşlerinin yerini tutamazdı.

Ayrılıkçeşme’de boşalan bir koltuğa oturdu. Spor çantasını yere, bacakları arasına, notebook çantasını kucağına koydu. Tam karşısına oturan kovboy çizmeli kısa saçlı kadını gördü. Onu Üsküdar peronunda fark etmemişti. Çoğu sabah iddialı çizmeli kadınla vagona aynı perondan ve kapıdan giriyordu. Çizmeleri güzel, kadının onları giyime ısrarı ona ilginç geliyordu. Bakışları sağında oturan iki ergene döndü. Sanki kendisi babalarıymış ve her şey yolunda mı diye kontrol ediyordu. Ergen abisine okulda yaşadığı bir olayı anlatıyordu. Çantaları vardı ama bugün okula gitmedikleri belliydi.

Kuzenleriyle uzun zamandır görüşmüyordu. Daha da zengin olmuşlardı. İletişimi de onlar kesmişti. O ise oğullarıyla sağlam bağlar kurmuştu. Yıllar önce düşüncesiz kuzeninin sözleri bir insanın gerçekte neler sahip olması gerektiğini anlamasına neden olmuştu. Sadece bir an için onlara üzüldü. Ama sadece bir an. Herkes kendi seçimini yapar. O kendi kararı ile istifa etmişti. Kuzeni ise daha fazla zengin olmak için inanç ve değerlerden vazgeçmişti. Çünkü birçok kişi gibi onun için böylesi daha kolay ve konforlu bir alandı.

Sol çaprazdan bir kız çocuğu sesi işitti. Yeni perona yanaşılırken istasyon adı bilgisini veren anonsu dünyanın en tatlı ve sevimli sesiyle tekrar ediyordu; “Söğütlüçeşme”. Tahminen dört yaşındaydı ve annesine babasının onları nerede karşılayacağını sordu. Bostancı olduğunu öğrenince bir zafer edasıyla iki kolunu havaya kaldırdı; ”Bostancııı” bağırdı son heceyi uzatarak. Vagon gülümsedi. Feneryolu ve Göztepe peronlarında inenler binenlerden fazlaydı. Ufaklık “Erenköy” diye bağırdı. Çizmeli kadın ayağa kalktı ve açılan kapıdan mekândan ayrıldı.  Küçük kız Bostancı’dan önce bir istasyon daha olduğunu öğrenince alt dudağı düştü.

Hep bir kızı olmasını isterdi. “İki böcek arasında bir çiçek olsaydı, çocuklu baba hayatı daha da güzelleşirdi”, derdi. Fakat kısmetinde sıralı iki erkek gelmişti. Neyse ki bir kız yerine 2 gelini olacak. Belki bir çocuk daha… neden olmasın?? Belki o da kız olur. Bir varlığın daha hayatına dahil olması ihtimali onu mutlu etmişti. Kuzeni yokluktan varlığa kendisi ise tersine bir hayat yaşamıştı. Adamın hayat standardı yükseldikçe üstenci tavırları artmıştı, o ise her gün şükür ile hayatı karşılıyordu.  

Ufak kız, Suadiye’ye gelindiğini haber verdiği gibi ayrıldıklarını da neşeli bir sesle bildirdi. Artık durak olarak Bostancı kalmıştı. Babası onu bekliyordu, heyecandan yerinde duramıyordu.”: “Bostancı, Bostancı, Bostancı…..”. Kızın oturduğu yerden zıplayışını tüm yolcularla neşe ile seyrederken, başını sağa döndürdü. Ergenler oradaydı. Ufak kız gibi onlarda ayaklanıyordu. Anons ile birlikte vagonlar Bostancı peronuna yanaştı. Kardeşler kapıdan neredeyse koşarak çıkarken küçük olan abisine vardıklarını babalarına haber vermesi gerektiğini hatırlatıyordu. Anne ve kız ise asansöre doğru yöneldiler.

Onun için daha yol bitmemişti. Küçükbakkalköy’deki ofisine sadece on beş dakika sonra varmış olacaktı. Onun için yol henüz bitmemişti. Küçükbakkalköy’deki ofisine varmasına on beş dakika vardı. M8 Parseller metrosuna doğru yürürken iki oğlunu bugün hangi saatte arayacağını düşündü. Seslerini duymak, günün en sağlam anıydı. Yıllar önce kalbini kıran o cümle artık içinde sızlamıyordu. Çünkü teraziyi çoktan kurmuştu. Ve çocuklarının adı, her defasında daha ağır basıyordu. Kuzeni fabrika biriktirmeye devam etsin. O, ses biriktiriyordu; Kahkaha. “Bostancııı…” “Abi, babaya haber ver.”. Ve bazı zenginlikler banka hesabına sığmazdı.

alptekingenc tarafından yayımlandı

1968 yılında o zamanlar tüm Üsküdarlı çocukların gözünü açtığı Zeynep Kamil hastanesinde doğdum. Daha bir kaç aylıkken kendimi Fransa’nın güneyinde Marsilya'da buldum. 18 yaşımda Türkiye’ye temelli dönüş yaptım ve Sait Faik Abasıyanık hikaye kitaplarını okuyarak Türkçe okuma ve yazmayı öğrendim. Üniversite yıllarım bittiğinde Öğrenci harçlığımı kazanmak için çalıştığım Turizm sektöründen ayrılıp neredeyse 20 yıl uluslararası bir şirkette kariyer yapıp bir kaç yıl önce ona da nokta koydum. Şimdi kurduğum şirkette yeni tecrübeler kazanıyorum. Yazılarım sadece kendime fısıldadığım kişisel düşünce ve görüşlerimi kalem ve kağıtla veya klavye ile buluşmasıdır.

Yorum bırakın