Bölüm 1: ISLAK IŞIKLAR

Yaşla dolu gözlerini kısıyordu. Yatağında oturmuş, kısık gözleriyle çalışma masasındaki abajurun ışığına bakıyordu. Gözlerindeki yaş damlaları renklenip bir tuvaldeki parlak lekeler şeklini alıyor, büyüyüp küçülüp birbiriyle oynarcasına yer değiştiriyordu. Sonra gözlerini yumup sessizce tekrar ağlamaya başladı. Çocuk sessiz yatak odasında ağlarken ağlama sesi kulağından mı yoksa içinden mi geldiğini anlayamıyordu. ”Sanıyorum ikisi,” diye karar verdi.“Bölüm 1: ISLAK IŞIKLAR” yazısının devamını oku

PARKTAKİ EV

RECEP DEDE Kış bitmiş, hafif rüzgarlar biraz serinliği korusa da güneş artık Karadeniz’in uzun sahillerine sahip bu güzel ve uzak İstanbul ilçesini ısıtmaya başlamıştı. Recep Dede bu durumdan hiç şikayetçi değildi. Yorgun ama rahatlamış bir halde, bahçedeki kamelyasında hak etti tavşan kanı çayı yudumluyordu. Alışık olduğu üzere dik oturuyordu. Sarı saçları artık aklaşmış olsa da“PARKTAKİ EV” yazısının devamını oku

MUHAKEME

Türkçe eksikliğimden dolayı zorlandığım ve devamlı bütünlemeye kaldım tek ders tarihiydi. Her yılın sonunda tarih hocamız, notları kötü olanları “kurtarma sözlüğüne” kaldırıldı. Sıra bana gelince, sadece “Alptekin” diye seslenerek bana göz kırpar, yani sözlüğe kalkmak isteyip istemediğimi sorardı. Bende kaşlarımı kaldırarak “hayır” derdim. Tarih hocamızın her zaman söylediği bir cümle vardı: Haklıydı. Öğrenci olarak en“MUHAKEME” yazısının devamını oku

EL ELE DOLAŞMAK

Çocuklarım büyüdükçe onlarla geçirdim anılarım hafızamda bir kısa video veya bir fotoğraf karesi gibi yeni kayıtlar oluşuyor. Bu kayıtlardan içinde içimi en çok ısıtan ve özlemle aklıma getirdim anılar ise onlarla el ele dolaştığım olanlardır. O küçük elleri avuçlarımdayken, adımlarımı onların adımlarına göre ayarlıyor ve onlara devamlı bir şeyler anlatıyordum. Neler konuştuğumuzun, nerede yürüdüğümüzün önemi“EL ELE DOLAŞMAK” yazısının devamını oku

BİR YALAN DÜNYA

Karşımda, dostluğumuzun hâlâ devam ettiği Kadir Kanat oturuyordu. İşe bir-iki ay önce alınmış, iç ve saha eğitimi tamamlanmış, sorumlu olacağı bölge için tayini çıkmıştı. Kaçıncı mülakatımızdı hatırlamıyorum ama bu, kuşun yuvadan uçmadan önceki son konuşmamızdı. O zamana kadar bir mentor ve koç olarak pek çok konuya değinmiştim. Genelde bu tür candan ve samimi benzeri görüşmelerimi“BİR YALAN DÜNYA” yazısının devamını oku

İYİ İNSAN

Benim hakkımda defalarca, «Çok iyi bir insan» denildiğini duydum. Bana atfedilen bu tanım hoş görünüyor olsa da benim nazarımda pek o kadar değerli değil. Ne yani, bunu söylenenler, iyi bir insan değil mi? Daha ileriye gideyim; iyi olmayan biri, iyi olanın kimin olduğunu bilecek ve onu da taktir edecek kadar içinde iyilik kalmış mı ki?“İYİ İNSAN” yazısının devamını oku

HESAP SORMAK

Konu aslında önemli değildi. Fakat adam beni uyardıktan sonra bir de hesap sormaya kalktı. O an tıkanmış bir burunun açıldığında hani bildiğimiz o gıcık sesine benzer şekilde beynimdeki damar bir “klik” sesiyle açıldı. Bu, genelde kendimden en çok korktuğum öfke hâlimdi. Böyle bir durum yaşandığında kendimi genelde durduramıyorum. Fakat aklıma bir dostum geldi ve durdum;“HESAP SORMAK” yazısının devamını oku

HAYALLER VE GERÇEKLER

Bu günlerde aklım çok karışık. Son yıllar içerisinde hayatımda art arda birçok çalkantı yaşadım. Bu nedenle dengeler dahil, her şey yerini değiştirdi, sanki bazı doğrular yanlış ve yanlışlar ise doğru olaya başladı. Peki, kavramsal ve algısal değişimler gerçekten doğru mu? Ve yaşananlar gerçekte neyi ifade ediyor? Aslında hayaller ve gerçekler çarpıştı. O çarpışmanın sarsıntısıyla boğuşurken“HAYALLER VE GERÇEKLER” yazısının devamını oku

DOLU DATA

“Sen ne yaptın Alptekin, senin datan dolu”. Psikiyatristin karşısında oturuyor, derdimi anlatıyordum. Anlattıklarım doktora önemsiz geliyordu, o bende başka bir arıza yakalamıştı:  “Senin bahsettiklerin, senin konumdaki bir yöneticinin yaşaması olağan, hatta önemsiz ve normal davranışlarıdır. Çevrendekiler, konumunun gereği, sana destek olmalı ve sana anlayış göstermeliler. Ama senin aslında çözmen gereken başka bir konu var. Çocukluğunda“DOLU DATA” yazısının devamını oku

NEFRET

Dişlerini sıkarak “sen nefret ediyorum” demişti. Nefret edilmeyi bilmiyordum ama yine de çok acıttı. Yedi yaşındayken Marsilya’dan 30 km uzaktaki La Ciotat adlı küçük bir tatil şehrine taşınmıştık. Her sabah okula giderken site girişinin karşısındaki duvarda bir yazı beni karşılıyordu. “TURC=SS”. Babamdan anlamını öğrenmiştim. Bu slogan, Fransa’nın her yerinde, ülkemizde de yaşayan bir azınlığın, yazdığı“NEFRET” yazısının devamını oku